2021 Yılı89 Haciz İhbarnamesiHGKMenfi Tespit

İİK’nın 89/3. maddesinde yapılan harca ilişkin düzenlemede amaç; açılacak menfi tespit davalarının maktu harca tâbi olması öngörülerek, iyiniyetli üçüncü şahısların kolaylıkla menfi tespit davası açmak suretiyle iddialarını ispatlaması olanağı sağlamaktır.


1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2.  Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

3.  Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafça dava dışı şahıslar aleyhine başlatılan icra takibinde müvekkiline İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 89. maddesine göre birinci ve ikinci haciz ihbarnamesinin gönderildiğini, bu ihbarnamelere itiraz etmemesi üzerine üçüncü haciz ihbarnamesinin gönderildiğini, ancak müvekkilinin davalı kuruma herhangi bir borcunun olmadığını ileri sürerek menfi tespit kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:

5.  Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin 1. Kararı:

6. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.04.2012 tarihli ve 2010/593 E., 2012/191 K. sayılı kararı ile; davalının taraf sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin 1. Bozma Kararı:

7. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 15.01.2013 tarihli ve 2012/15793 E., 2013/610 K. sayılı kararı ile;

“…Dava, İİK’nun 89/5.maddesine göre açılan menfi tespit davasıdır. Davanın dayanağı olan icra dosyası incelendiğinde icra takibinin dava dışı Meram Elektrik tarafından başlatıldığı, ancak davalı Tedaş vekilinin 24.08.2010 tarihli beyanı ile alacaklı sıfatının Tedaş olarak değiştiğinin bildirildiği ve davacıya çıkartılan üçüncü haciz ihbarnamesinde alacaklı olarak davalı kurumun yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı Kurumun davalı ve alacaklı sıfatını haiz olduğu…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin 2. Kararı:

9. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.03.2014 tarihli ve 2013/216 E., 2014/144 K. sayılı kararı ile; ispatlanamayan davanın reddi ile, davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı vekili yararına ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne (AAÜT) göre hesaplanan ve takdir olunan 1.500,00TL ücreti vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.

Özel Dairenin 2. Bozma Kararı:

10. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 20.11.2014 tarihli ve 2014/11520 E., 2014/16631 K. sayılı kararı ile;

“…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava reddedildiği halde kendisini yargılamada vekille temsil ettiren davalı lehine nisbivekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmediği gibi davalının yargılama sırasında yaptığı yargılama giderleri ile ilgili bir karar verilmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekmiştir …” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.11.2015 tarihli ve 2015/476 E., 2015/646 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davalı lehine maktu vekâlet ücretine mi, nispi vekâlet ücretine mi hükmedilmesi gerektiği; mahkemece yargılama gideri hususunda olumlu veya olumsuz karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede;

15. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.

16. Davacı vekilinin temyiz itirazları Özel Dairece incelenip reddedildiğinden kesinleşmiştir. Bu nedenle davacı tarafça kesinleşen yönlere ilişkin olarak temyiz isteminde bulunulmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

17. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

B) Davalı vekilinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarına ilişkin yapılan değerlendirmede;

18. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.

19. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde;

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.

(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

20. Bu kuralın istisnası, HMK’nın “Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 327. maddesi;

“(1) Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir.

(2) Bir kişi davada sıfatı olmadığı hâlde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltıp, kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verirse, davanın sıfat yokluğu sebebiyle reddi hâlinde, davalı yararına yargılama giderlerine hükmedilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

21. Yukarıda belirtilen düzenlemeler uyarınca, yargılama giderleri kural olarak, davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 417).

22. Yargılama giderlerine, mahkemece re’sen hükmedilir (HMK m.332/1). Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir (HMK m. 330).

23. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, vekâlet ücreti de bir yargılama gideridir (HUMK 423/6. ve HMK 323/ğ maddeleri). Bu sebeple 29.05.1957 gün ve 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekâlet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir.

24. Görüleceği üzere yargılama giderleri hem davayı kazanan tarafça daha önce peşin olarak ödenen hem de dava sonunda ödenmesi gereken harç ve masraflar ile yargılama gideri olan vekâlet ücretidir. Mahkemenin, davayı kaybeden tarafı yargılama giderlerine mahkûm etmesi için mutlaka karşı tarafça bir talepte bulunulmuş olması gerekmez; bu konudaki karar mahkemece kendiliğinden verilir.

25. Diğer taraftan eldeki menfi tespit davası İİK’nın 89/3 maddesi uyarınca davacıya gönderilen üçüncü haciz ihbarnamesi nedeniyle açılmış olup, İİK’nın “2- Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında” başlığını taşıyan 89. maddesinden değinmekte yarar vardır. Bu maddenin ilk üç fıkrası;

“Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi). Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.

Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.

Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.” hükmünü içermektedir.

26. İİK’nın 89/3. maddesine dair gerekçe ise; “Alacaklının ve icra dairesinin, takip borçlusunun üçüncü şahıstaki hak ve alacaklarının haczini isterken, gerçekte böyle bir hak veya alacak bulunup bulunmadığını denetleme imkânı bulunmadığından uygulamada bir kısım alacaklıların, üçüncü şahıslara haciz ihbarnameleri tebliğ ettirmekve böylece itiraz ve menfi tespit davası açma hakkının kullanılmaması ihtimalinden yararlanmak amacını güttükleri gözlemlenmektedir. Madde ile, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine karşı müracaat haklarını süreyi geçirmek suretiyle kaçırmış üçüncü şahıslara, üçüncü bir bildirimle menfi tespit davası açma hakkı tanınmıştır. Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrası hükmüne göre açılacak menfi tespit davalarının maktu harca tâbi olması öngörülerek, iyiniyetli üçüncü şahısların kolaylıkla menfi tespit davası açmak suretiyle iddialarını ispatlaması olanağı getirilmiştir.

Ayrıca, üçüncü şahsa borçlu ile kötüniyetli alacaklıdan, paranın veya malın iadesini isteme olanağı getirilmiştir” şeklindedir.

27.  Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde;

HMK’nın 326. maddesine göre yargılama giderlerinin kural olarak, davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilmesi; HMK’nın 332/1. maddesine göre ise yargılama giderlerine mahkemece re’sen hükmedilmesi gerekmesine rağmen, davalı tarafça 01.10.2013 tarihinde bilirkişi incelemesi için yatırılan 1.300,00TL gider avansının davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine dair mahkemece bir hüküm kurulmamıştır.

28. Bu husus ayrıca HMK’nın hükmün kapsamını düzenleyen 297/1-ç maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.

29. Ayrıca, mahkemece eldeki davanın maktu harca tâbi olduğundan bahisle davalı taraf lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi de isabetsizdir. Zira yukarıda bahsi geçen İİK’nın 89/3. maddesinde yapılan harca ilişkin düzenlemede amaç; açılacak menfi tespit davalarının maktu harca tâbi olması öngörülerek, iyiniyetli üçüncü şahısların kolaylıkla menfi tespit davası açmak suretiyle iddialarını ispatlaması olanağı sağlamaktır.

30. O hâlde davanın konusu bedele ilişkin olduğundan mahkemece hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin üçüncü kısmına göre takdir edilmesi gereken nispi vekâlet ücretidir.

31. Öte yandan, davalı vekilinin davacı aleyhine İİK’nın 89/3. maddesi gereğince tazminata hükmedilmesi gerektiğine ilişkin istemi Özel Daire bozma kararında reddedilip kesinleşmiş olduğundan, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.

32. Bu hususlar dışında dava tarihi 01.11.2010 olduğu hâlde, gerekçeli karar başlığında 26.06.2015 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.

33. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

34.  Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1)  Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),

2) Davalı vekilinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının ise kabulü ile; direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III-B),

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HGK. 29.04.2021 T. E: 2017/(19)11-946, K: 540

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu