HGKİhtiyati HacizTasarrufun İptali

Tasarrufun İptali Davasında Verilen İhtiyati Haciz

Tasarrufun iptali davasında İİK. m. 281/2 uyarınca verilen ihtiyati haciz kararının tapu kaydına işlenmesinden ve dava sırasında taşınmazın dördüncü kişiye satılmasından sonra, borçlu vekilinin talebi ile icra dairesince İİK m. 106 ve 110 gereğince haczin kaldırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, bu aşamada, taşınmaz, dördüncü kişiye ait olduğundan, bu taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilmesinin mümkün olmadığı, dördüncü kişi, tasarrufun iptali davasına dahil edilip hakkında bir hüküm kurulmadığından, taşınmaz üzerine haciz konulması şartlarının gerçekleşmediği- “Tasarrufun iptali davasında ihtiyati tedbir niteliğinde olan İİK. m. 281/2. uyarınca ihtiyati haciz kararı konulduğu, ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada kesin haciz isteme hakkı doğmadığından, İİK. m. 106 ve 110. maddelerinin uygulanma yerinin bulunmadığı, icra müdürünün ‘ihtiyati haczin kaldırılmasına’ ilişkin kararının yok hükmünde olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir niteliğindeki ihtiyati haczin mahkemece kaldırılmadıkça dava sonuna kadar geçerliliğini koruyacağı, ihtiyati haciz baştan itibaren geçerli olduğu, sonraki şerhin bu durumun teyidi olduğu, ihtiyati haciz borçlunun satın alınmasından sonra değil öncesinde var olduğundan kaldırılması talebinin reddine dair yerel mahkeme kararının onanması gerektiği” şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-

1. Taraflar arasındaki “şikâyet” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Üçüncü Kişi İstemi:

4. Üçüncü kişi vekili şikâyet dilekçesinde; borçlu …’ın A… ilçesi, Y… Mah. 1200 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 9/50 hissesini …’e sattığını, İstanbul Anadolu 18. İcra Dairesinin 2010/12104 E. sayılı dosyasında 25.10.2010 tarihinde taşınmazın (borçlu adına kayıtlı olan) 9/50 hissesine (tasarrufun iptali davasında verilen ara karar gereğince) haciz konulduğunu, 30.06.2011 tarihinde alacaklı vekilinin talebi ile taşınmazın 9/50 hissesi üzerindeki haczin fek edildiğini, haciz fek edildikten sonra müvekkili tarafından 22.07.2011 tarihinde taşınmazın 39/5000 hissesinin satın alındığını, alacaklı vekilinin 30.06.2011 tarihli elden takipli olarak almış olduğu yazıyı tapu müdürlüğüne vermediği için taşınmaz hissesinin müvekkiline hacizli olarak devredilmiş gibi göründüğünü, alacaklı vekilinin 27.06.2013 tarihli (taşınmaza haciz konulması için) tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasına ilişkin talebinde taşınmazın…’a satılan yer hariç ibaresini kullandığını, icra dairesi tarafından da A… Tapu Müdürlüğüne yazılan yazıda alacaklı vekili tarafından daha önceden fek edilen ve…’a satışı yapılan hisseler haricindeki hisseler üzerine haciz konulması talep edilmişken tapu müdürlüğü tarafından 9/50 yani 900/5000 hisse üzerine haciz konulduğunu ileri sürerek taşınmazdaki hisse üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Alacaklı cevabı:

5. Alacaklı … vekili cevap dilekçesinde; şikâyet konusu taşınmazdaki hisseye İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin) 2010/330 E. 2013/92 K. sayılı tasarrufun iptali davasında verilen 21.09.2010 tarihli ara karar gereğince teminat karşılığında ihtiyati haciz konulduğunu, şikâyetçinin taşınmazı üzerindeki takyidatlarla beraber devir aldığı tarih olan 22.07.2011 tarihinden bu yana tasarrufun iptali davasından haberdar olduğunu, şikâyetin süresinde olmadığından reddi gerektiğini, şikâyetçiye ve (…’ten) üzerindeki yükümlülüklerle beraber taşınmaz hissesini satın alan diğer hissedarlara tasarrufun iptali davasının ihbar edildiğini, bazı hissedarların tasarrufun iptali davasını asli müdahil olarak takip ettiğini, İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin de şikâyetçi ile aynı anda satın alan diğer maliklerin taleplerini reddederek parselin tamamının (9/50 hissenin) satılarak alacaklarının tahsili yönünde taraflarına yetki verildiğini, (…’in 900/5000 hissesinden, 549/5000 hissesini satın alan) …’ın dava (takip) konusu alacağın ödeneceğini müvekkillerine taahhüt ettiğinden dolayı sadece…’a ait hisse üzerindeki haczin alacak ödendiği vakit kaldırılacağı yönünde tarafların mutabık olduğunu, bütün talep ve müzekkerelerde sadece… demek suretiyle talebin ne olduğu tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konulduğunu savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı:

6. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 15.09.2014 tarihli ve 2014/445 E., 2014/680 K. sayılı kararı ile; alacaklı tarafından borçlu … hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığı, İstanbul ili, A… ilçesi, Y… mah., 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazla ilgili …’ın 9/50 hissesini 06.04.2009 tarihinde …’e sattığı, …’in de bu hissesinin 39/500’ünü 22.07.2011 tarihinde şikâyetçi …’e sattığı, ilgili hisse üzerine Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasında 21.09.2010 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu (kararı verildiği), 22.10.2010 tarihinde ihtiyati haciz kararının gereğinin yapılması için Ümraniye 1. İcra Dairesine gönderildiği ve 25.10.2010 tarihli müzekkere ile taşınmazın ihtiyati haczine karar verildiği (tapu kaydına ihtiyati haczin işlendiği), Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasında davacının alacaklılar, davalının … ve … olduğu, davanın konusunun … tarafından …’e satılan 900/5000 hisseye yönelik satışın (tasarrufun) iptali olduğu, mahkeme kararından önce davaya konu taşınmaz hissesinin 39/5000’nin … tarafından şikâyetçiye satıldığı, yapılan yargılama sonucunda da tasarrufun iptaline karar verildiği, tasarrufun iptali kararlarının infazı için kesinleşmesinin gerekmediği, icra dairesi tarafından şikâyetçinin hissesi üzerindeki haczin kaldırılmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi üçüncü kişi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 20.10.2015 tarihli ve 2015/25723 E., 2015/25152 K. sayılı kararı ile;

“…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Şikâyetçi 3. kişi tarafından icra mahkemesine sunulan dilekçe ile taşınmaz hissesi üzerindeki haczin kaldırılmasının istendiği, mahkemece tasarrufun iptali kararından önce 39/5000 hissenin şikâyetçiye satıldığı, tasarrufun iptaline karar verildiği, tasarrufun iptali kararının kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilerek, şikâyetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Takip dosyası incelendiğinde; alacaklı tarafından borçlu … hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte, borçlunun, A… Y. Dudullu mahallesi 1200 ada 3 parselde bulunan taşınmazdaki 9/50 payını, 06.04.2009 tarihinde …’e sattığı, alacaklılar tarafından, borçlu ile …’in de bulunduğu kişiler hakkında tasarrufun iptali davası açıldığı, yargılama sırasında 21.09.2010 tarihinde tapu kaydı üzerine İİK’nın 281/2. maddesi uyarınca teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına karar verildiği, teminatın yatırılması üzerine gereğinin yapılması için ihtiyati haciz kararının icra müdürlüğüne gönderildiği ve alacaklının talebi ile ihtiyati haciz kararı doğrultusunda taşınmaz üzerine 25.10.2010 tarihinde haciz konulduğu, …’in hissesinin 39/500’lik kısmını 22.07.2011 tarihinde şikâyetçi …’e sattığı, şikâyetçinin taraf olmadığı Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02.05.2013 tarih, 2010/330 E., 2013/92 K. sayılı tasarrufun iptali kararında özetle; 1200 ada 3 parselde kayıtlı taşınmazın 9/50 hisse sahibi …’e geçişine ilişkin tasarrufun iptaline karar verildiği, 09.04.2013 tarihinde borçlu vekilinin taşınmaz üzerindeki haczin İİK’nın 106-110. maddeleri gereğince düştüğünü ileri sürmesi üzerine icra müdürlüğü tarafından talep gibi işlem yapıldığı, tasarrufun iptali davası devam ederken kaldırılan haczin alacaklının 16.07.2013 tarihli talebi üzerine yeniden konulduğu, haczin yeniden işlenmesi için tapu sicil müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, 16.07.2013 tarihinde haczin işlendiği görülmektedir.

Somut olayda, icra takibinde borçlu sıfatı bulunmayan …’in haciz tarihinde taşınmazın maliki olduğu, tasarrufun iptali davasında taraf konumunda olmadığı ve anılan davada adı geçen 3. kişi hakkında verilmiş herhangi bir karar bulunmadığı sabittir. Bu durumda, tasarrufun iptaline ilişkin ilamın, davada taraf olmayan 3. kişi … yönünden sonuç doğurmayacağı açıktır. Öte yandan 3. kişi taşınmazı ihtiyati hacizli olarak devralmış ise de, 16.07.2013 tarihinde alacaklının talebi ile konulan haciz, yeni bir haciz niteliğinde olup, şikâyetçi üçüncü kişiye ait hisse üzerine haciz konulması usul ve yasaya aykırıdır.

O hâlde mahkemece taşınmaz üzerine konulan 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:

9. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/568 E., 2016/737 K. sayılı kararı ile; tasarrufun iptali davasında verilen ve ihtiyati haciz kararı olarak nitelendirilen 22.10.2010 tarihli kararın niteliği itibariyle bir ihtiyati tedbir kararı olduğu, ihtiyati tedbir kararının verildiği andan itibaren mahkemece kaldırılana kadar sonuç doğuracağı ve tapu siciline şerhi ile alenilik ilkesinin sağlanacağı, yani tedbir kararının tapu siciline şerhinden sonra davalının hissesini devralan üçüncü kişilerin mahkemece verilen kararın kendi aleyhlerine sonuç doğuramayacağını ve mahkemece verilen kararda taraf sıfatlarının bulunmaması nedeniyle aleyhlerine hiç bir işlemin yapılamayacağını iddia edemeyeceği, icra takibinden önce yapılan taşınmaz satışı ile ilgili açılan tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verildiği, şikâyetçi … üzerinde ihtiyati tedbir kararı bulunan taşınmaz hissesini devraldığından artık mahkemece o taşınmaz ile ilgili verilen tasarrufun iptali davası kararının uygulanmamasının söz konusu olamayacağı, icra takip tarihinde taşınmazın 9/50 hissesi borçlu … adına kayıtlı olmadığından icra müdürlüğünce bu hissenin haczinin mümkün olmadığı, tasarrufun iptaline konu olan taşınmaz hissesinin 39/500’nün … tarafından 22.07.2011 tarihinde …’e satıldığı, yine bu hisse ile ilgili icra dairesince yapılmış bir haciz işlemi olmadığı, sadece Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasından verilen tedbir kararının infazının olduğu, dolayısıyla Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği gibi İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 106 ve 110. maddelerine göre iki yıllık süre içerisinde satış istenmediğinden haczin düşmesi gibi bir durumun olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tasarrufun iptali davasında İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrasına göre verilen 21.09.2010 tarihli ihtiyati haciz kararının tapu kaydına 25.10.2010 tarihinde işlenmesinden ve taşınmazın 39/5000’lik kısmının 22.07.2011 tarihinde … tarafından şikâyetçi …’e satılmasından sonra borçlu vekilinin 09.04.2013 tarihli talebi ile icra dairesince İİK’nın 106 ve 110. maddeleri gereğince ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi karşısında, taşınmazın tapu kaydına konulan 16.07.2013 tarihli ihtiyati haczin yeni bir haciz niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tasarrufun iptali davasının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

13. İİK’nın 277. maddesindeki ifade ile tasarrufun iptali davası aynı Kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Güneren, A: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40). Özellikle hacizde, açtığı bir iptal davasını kazanan alacaklı, dava konusu malı (sanki borçlunun malvarlığında imiş gibi) haczettirir, sattırır ve satış bedelinden alacağını alır (m. 283,1); geriye para artarsa, bu para borçluya değil, kendisine karşı iptal davası açılmış olan üçüncü kişiye verilir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.1396,1397).

14. Tasarrufun iptali davasının davalısı borçlu ile iptal konusu tasarruftan faydalanan üçüncü kişidir. İİK’nın 283. maddesi “Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir.” hükmünü içermektedir. Bu düzenleme gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucu borçlu ile borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişi arasındaki tasarrufun iptali gerektiği sonucuna varılırsa, davacının alacağı ve eklentileriyle sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline, davacı alacaklıya bu taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi tanınmasına karar verilir. Davanın kabulü kararı ile dava konusu olan mal borçlunun mülkiyetine geri dönmez.

15. Davalı (lehine tasarruf yapılan) üçüncü kişi, iptale tâbi tasarruf ile iktisap ettiği malı veya hakkı, iptal davası açıldıktan sonra başka bir (dördüncü) kişiye devreder (veya davadan önce devretmiş olduğu dava sırasında öğrenilir) ise, dördüncü kişinin kötü niyetli olduğu kanısında olan davacı, davayı ıslah etmesine (HMK m. 176 vd) gerek olmadan, iptal davasını, dördüncü kişiye teşmil edebilir (HMK m. 125/1-a) veya iptal davasına üçüncü kişiye karşı bedel (tazminat) davası (m. 283/2) olarak devam edilmesini isteyebilir (HMK m. l25/l-b) (Kuru, s. 1425). Dolayısıyla dördüncü kişi davaya dahil edilmeden bu kişi aleyhine tasarrufun iptali ve satış kararı verilemez. Davacı alacaklı iptal davasını malı üçüncü kişiden devralan dördüncü kişiye yöneltirse, bu kişinin kötü niyetli olduğunu yasal kanıtlarla ispatlamak zorundadır. Çünkü iptal davası iyiniyetli (TMK m. 3/1) kişilerin haklarını etkilemez (İİK m. 282/son cümle). Tasarrufun iptali davası sırasında davanın tarafı olan üçüncü kişi dava konusu taşınmazı devreder ise iptal davası kendiliğinden bedele dönüşür, iptal davasının konusunu üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değer (bedel) oluşturur (İİK m. 283/2).

16. İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrası gereğince alacaklının talebi üzerine davaya bakan mahkemece tasarrufların konusunu oluşturan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir. İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ihtiyati haciz İİK’nın 264 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati hacizden farklıdır. İİK’nın 264. maddesinde ihtiyati haczin hangi hâllerde hükümsüz kalacağı düzenlenmiştir. Örneğin İİK’nın 257 ve devamı maddeleri uyarınca alınan ihtiyati haciz kararları sonrası açılan alacak davası alacaklı yararına sonuçlanırsa İİK’nın 264. maddesinin 3. fıkrasına göre alacaklı bir ay içinde takip talebinde bulunmalıdır. Oysa İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca uygulanan ihtiyati haciz, tasarrufun iptali davasının kabulü ile kesin hacze dönüşür ve davacı alacaklı verilen ilamı aynı icra dosyasına ibraz ederek cebri icra işlemlerine devam edebilir. Ayrıca başka bir icra takibi yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu hâle göre, mahkemenin ihtiyati haczin geçerliliğini kararın kesinleştiği tarihe bağlaması ve bu tarih ile tahdit etmesi doğru değildir (Kuru, s. 1431). Tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada alacaklının satış isteme hakkı doğmadığından İİK’nın 106 ve 110. maddelerindeki süreler işlemez. Bu nedenle tasarrufun iptali davası sırasında konulan ihtiyati haczin düşmesi söz konusu değildir.

17. Tasarrufun iptali davasında davacı alacaklı, bu ihtiyatî hacizden başka, dava konusu taşınmazın başkasına devrinin önlenmesi için ihtiyatî tedbir kararı verilmesini de talep edebilir (Kuru, s. 1430). İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrasına göre ihtiyati haciz kararının tapu kaydına işlenmesinden sonra, taşınmaz ancak ihtiyati hacizle yükümlü olarak devralınabilir. Belirtilen maddeye göre verilen ihtiyati haciz kararı, taşınmazın dördüncü kişilere devir ve ferağını önleyen ihtiyati tedbir niteliğinde olmayıp, bu şerhe rağmen taşınmazı satın alan dördüncü kişinin taşınmazı satın almakla borçlunun mal kaçırma amacını bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu kabul edilebilir.

18. Uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulması için haciz işleminin de açıklanması gerekmektedir. Haciz, cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. İİK’nın 85. maddesinin 1. fıkrasına göre icra dairesince, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dâhil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczedilir.

19. Taşınmazların haczi İİK’nın 79. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen usule göre kaydına işletilmek suretiyle yapılır. Taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur. Başka bir deyişle, haciz tarihinde takipte taraf olmayan üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın, borçlunun borcu için haczedilmesi mümkün değildir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2004 tarihli ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.

20. İİK’da haczin yenilenmesi diye bir müessese mevcut olmayıp, aynı takip dosyasından olsa da konulan her haciz yeni bir hacizdir (Kuru, s. 608). Buna göre aynı taşınmaz üzerine birden fazla haciz konulmasını engelleyen bir yasal düzenleme yoktur. Taşınmazın üzerinde haciz varken, alacaklının talebi üzerine yeniden haciz konulması, önceki hacizden vazgeçildiği anlamına gelmediği gibi, daha önce konulmuş haczi ve sonuçlarını da ortadan kaldırmaz. Bu talep daha önceki haciz ve işlemlerden feragat anlamına gelmez. Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarihli ve 2008/19-731 E., 2008/735 K. sayılı kararında da hukukumuzda haczin yenilenmesi kavramının mevcut olmadığı, her haczin konulduğu tarih itibariyle yeni bir haciz niteliğinde olduğu açıklanmıştır.

21. Diğer taraftan Hukuk Genel Kurulun 24.09.1997 tarihli ve 1997/15-461 E., 1997/729 K. ile 13.06.2001 tarihli ve 2001/12-461 E., 2001/516 K. sayılı kararlarında benimsendiği üzere haciz tarihinde takip borçlusu olmayan kişi adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memur işlemine yönelik şikâyet niteliğinde olup, uyuşmazlığın şikâyet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir. İcra müdürünün anılan kurala aykırı işlemi, tapu kaydının niteliği gözetildiğinde İİK’nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince süresiz şikâyete tabidir.

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; İstanbul ili, A… ilçesi, Y… Mah. 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazda borçlu …’ın adına kayıtlı olan 9/50 hissesini 06.04.2009 tarihinde …’e satarak devrettiği, Ümraniye 1. (İstanbul Anadolu 18.) İcra Dairesinin 2010/12104 E. sayılı dosyasında alacaklılar …, …..vekilinin … hakkında 12.06.2010 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız takip başlattığı, borçlu …’a 16.06.2010 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, borçlu …’ın 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazdaki 9/50 hissesini …’e satarak tapuda devretmesi nedeniyle alacaklılar vekilinin 23.08.2010 tarihinde borçlu … ile …’in davalı göstererek haklarında tasarrufun iptali davası açtığı, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin) 2010/330 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında 21.09.2010 tarihinde dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, teminat şartı yerine getirildiğinde kararın infazı için ilgili icra dairesine gönderilmesine karar verildiği, davacı alacaklılar tarafından teminat şartının yerine getirilmesi üzerine gereğinin yapılması için ihtiyati haciz kararının icra dairesine gönderildiği ve alacaklılar vekilin talebi ile 25.10.2010 tarihinde taşınmazın tapu kaydına ihtiyati haciz şerhi işlendiği, 29.06.2011 tarihinde …’in 900/5000 hissesinin 549/5000’lik kısmını…’a satarak devrettiği, 30.06.2011 tarihinde alacaklılar vekilinin talebi ile…’a devredilen hisse üzerindeki ihtiyati haczin kaldırıldığı, 22.07.2011 tarihinde …’in kendisinde kalan hissesinin 39/5000’lik kısmını şikâyetçi …’e (ve 117/5000/lik kısmını …’ye, 39/5000’lik kısmını ….’a, 78/5000’lik kısmını ….ye, 78/5000’lik kısmını….’ye) satarak devrettiği, …’in tasarrufun iptali davasına dahil edilmediği, icra takip dosyasında 09.04.2013 tarihinde borçlu vekilinin İİK’nın 106 ve 110. maddeleri uyarınca haczin kaldırılmasını talep ettiği ve icra müdürlüğünce talep gibi işlem yapılmasına karar verildiği, İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2010/330 E., 2013/92 K. sayılı kararı ile “…A… ilçesi…. 1200 ada, 3 parselde kayıtlı taşınmazın 9/50 hisse sahibi …’e geçişine ilişkin ilgili tasarrufların İİK’nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca iptaline, Ümraniye 1. İcra Müdürlüğünün 2010/12104 takip sayılı dosyasındaki takibe konu yapılan alacak ve ferilerine yetecek miktarda davacı alacaklılar vekiline cebri icra yoluyla hakkını tahsil etme yetkisi verilmesine…” karar verildiği, icra takip dosyasında 16.07.2013 tarihinde alacaklılar vekilinin tasarrufun iptali davası devam ederken kaldırılan haczin yeniden konulmasını talep ettiği, icra dairesince talep gibi işlem yapıldığı ve taşınmazın tapu kaydında … adına kayıtlı olan 39/5000’lik hisse üzerine (ve diğer hisselere) 16.07.2013 tarihinde haciz konulduğu, tasarrufun iptaline ilişkin mahkeme kararının 10.06.2015 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

23. Tasarrufun iptali davası devam ederken üçüncü kişi …’ten taşınmaz hissesini satın alan dördüncü kişi olan … davaya dahil edilmemiş olup, … hakkında kurulan bir hüküm de yoktur.
Tasarrufun iptali davası sırasında yapılan bu devir dolayısı ile devredilen hisse ile ilgili dava kendiliğinden bedele dönüşmüş olduğu hâlde mahkemece bu husus göz ardı edilerek tasarrufun iptaline konu taşınmaz hissesini devralan üçüncü kişi … üzerine kayıtlı imiş gibi tasarrufun iptaline dair verilen karar, davada taraf sıfatı bulunmayan … hakkında sonuç doğurmayan etkisiz hüküm niteliğinde olup, şikâyetçi … hissesi üzerindeki ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmez ve alacaklılara satış yetkisi vermez.

24. Şikâyetçi …’in üçüncü kişi …’ten devraldığı taşınmaz hissesi üzerindeki ihtiyati haciz şerhi tapu kaydından kaldırılmamış olup, ihtiyati haczin ihyasının söz konusu olmadığı gibi, hukukumuzda haczin ihyası müessesesi de bulunmamaktadır.

25. İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrası gereğince iptale tabi tasarruf konusu olan mallar hakkında verilen ihtiyati haciz kararı, ancak mahkemece o tasarrufla ilgili olarak iptal kararı verildiği takdirde kesin hacze dönüşür ve alacaklıya satış isteme yetkisi verir. Bu hâlde 16.07.2013 tarihli alacaklılar vekilinin, icra dairesince kaldırılması kararı verilen haczin yeniden konulması talebi, haczin ihyası niteliğinde olmayıp yeni bir haciz konulması talebi anlamındadır. Bu durumda haciz tarihi itibariyle borçluya değil üçüncü kişiye ait olan taşınmaz hissesinin borçlunun borcu nedeniyle haczedilmesi mümkün değildir. … tasarrufun iptali davasına dahil edilip hakkında bir hüküm kurulmadığından taşınmaz hissesi üzerine haciz konulması şartları gerçekleşmemiştir.

26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; tasarrufun iptali davasında ihtiyati tedbir niteliğinde olan İİK’nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ihtiyati haciz kararı konulduğu, ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada kesin haciz isteme hakkı doğmadığından İİK’nın 106 ve 110. maddelerinin uygulanma yerinin bulunmadığı, icra müdürünün ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin kararının yok hükmünde olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir niteliğindeki ihtiyati haczin mahkemece kaldırılmadıkça dava sonuna kadar geçerliliğini koruyacağı, şikâyetçinin taşınmazı ihtiyati hacizle yükümlü olarak satın aldığı gerekçesi ile direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

27. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Şikâyetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık tasarrufun iptali davasında İİK 281. maddesinin 2. fıkrasına göre verilen 21.09.2010 tarihli ihtiyati haciz kararının tapu kaydına 25.10.2010 tarihinde işlenmesinden ve taşınmazın 39/5000’lik kısmının 22.07.2011 tarihinde … tarafından şikayetçi …’e satılmasından sonra borçlu vekilinin 09.04.2013 tarihli talebi ile İİK’nın 106 ve 110. maddeleri gereğince ihtiyati haczin kaldırılması karşısında taşınmazın tapu kaydına konulan 16.07.2013 tarihli ihtiyati haczin yeni bir haciz niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.

Tasarrufun iptali davalarında yargılama usulü ile ilgili İİK 281. maddesinin 2. fıkrasında “Hakim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklıların talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın lüzum ve miktarı mahkemece takdir ve tayin olunur…” hükmüne yer verilmiştir. HGK 2000/12-49 E. 2000/94 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere ihtiyati haciz borçlunun mallarının ve haklarının üzerine konulan tedbir niteliğinde bir işlemdir. Dava sırasında, davalının dava konusunu başkasına devretmesi mümkün bulunduğundan davacının davayı kazanması hâlinde dava konusu şeye (mala, alacağa) kavuşması tehlikeye girebilir. İşte davacının davayı kazanması hâlinde dava konusuna kavuşmasını, davalı dava sırasında (hatta davalardan önce) güvence altına almayı amaçlayan geçici hukuki korunmalara ihtiyati tedbir denir. Örneğin taşınmazın tapudaki yolsuz tescilin (kaydın) düzeltilmesi davası yargılamasının devamı sırasında, taşınmazın iyiniyetli üçüncü kişiye devri hâlinde davanın sonunda davacı lehine verilen kararın pratik yararı olmayacaktır. Çünkü, taşınmaz iyi niyetli üçüncü kişiye satıldığından davacı davayı kazansa dahi taşınmazına kavuşamayacaktır. Bu nedenle taşınmazın dava sırasında üçüncü kişilere devrenin önlenmesi ihtiyacı vardır (Prof. Dr. Ramazan Arslan – Prof. Dr. Ejder Yılmaz – Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz – Medeni Usul Hukuku Sayfa 565 – 567).

İhtiyati hacizde ihtiyati tedbirin özel bir şekli olup para alacaklarına ilişkin davalarda söz konusu olur. Bu nedenlerdir ki ayni bir sonuç doğurmayan tasarrufun iptali davalarında da alacaklının davanın lehine sonuçlanması hâlinde satışından takipteki alacağını karşılayacağı taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz talep etme hakkı, hâkime de bu talebi kabul edebileceği yönünde yetki verilerek koşullarında aynı fıkrada düzenlenmiştir. Dava sırasında verilen bu ihtiyati haciz kararı aynı mahkeme tarafından kaldırılmadıkça davanın sonuna kadar geçerliliğini korur (Prof. Dr. Baki Kuru – El Kitabi Sayfa 914). İhtiyati haciz kararının verildiği bu aşamada alacaklının kesin haciz isteme hakkı doğmadığından İcra İflas Kanununda kesin hacizler yönünden getirilen satış isteme süreleri ve bu sürelerin geçmesi nedeni ile haczin düşeceğine dair yasanın 106. ve 110. maddelerinde ihtiyati hacizlerde uygulanma yeri bulunmamaktadır (Prof. Dr. Baki Kuru El Kitabı Sayfa 518).

Bu genel bilgiler somut olayla birlikte değerlendirildiğinde; borçlu … hakkında başlatılan ilâmsız takip sırasında borçlunun takipten önce …’e sattığı A… ilçesi, Y… Mah. 1200 ada, 3 parsel sayılı taşınmazdaki 9/50 hissenin satışına dair tasarrufun iptali dava edilmiş bu davada alacaklı talebi ile İİK 281/2 maddesi gereği dava konusu … adına olan bu hisseye ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş, Ümraniye 1. İcra Müdürlüğü aracılığı ile ihtiyati haciz 25.10.2010 tarihinde tapu siciline işlenmiştir. İcra Müdürlüğü dosyasında bundan aynı olarak bizzat İcra Müdürlüğünün haciz koyduğu hâlen borçlu adına kayıtlı taşınmazlar için İİK’nın 106. ve 110. maddelerine göre haczin düşürülmesi talebi sırasında tasarrufun iptali ve İhtiyati haczin konusu taşınmaz üzerindeki haczin düşürülmesine karar verildiği bu yönde müzekkere hazırlandığı elden takipli müzekkerenin tapuya intikalinin sağlanmadığı ve bu müzekkere doğrultusunda tapuda hiçbir işlem yapılmadığı şikayet dilekçesi içeriğindeki şikayetçi beyanından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere uyuşmazlık konusu tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati haciz olup, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir niteliğindeki bu ihtiyati haciz verildiği mahkeme tarafından kaldırılmadığı sürece dava sonuna kadar geçerliliğini koruyacağından ve bu kararın tapuda infazına aracı kılınan İcra Müdürlüğünün henüz kesinleşmemiş (davanın kabulü ile kesinleşecek) bu karar üzerinde tasarruf yetkisi bulunmadığından, verilmiş olsa da ihtiyati haczin düşürülmesine dair karar yok hükmündedir. Kaldı ki söz konusu düşme kararı tapuya intikal ettirilip şerh verilmediğinden, tasarrufun iptali davası devam ederken dava konusu taşınmazdan hisse alan şikayetçinin ihtiyati hacizle yükümlü olarak satın alma yaptığının kabulü gerekir. İcra Müdürlüğünce 16.07.2013 tarihinde yazılan müzekkerede de açıkça “…tasarrufun iptali davası devam eden davalarda haciz düşmeyeceğinden haczinin devamına kadar verilmiştir…” denilerek 25.10.2010 tarihinde tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati haczin aynen korunduğu devam ettiği açıklanmıştır. Bu nedenle varsa yanlışlığın düzeltilmesi amaçlı (olayımızda tapuda böyle bir yanlışlık oluşmadı) bu yazı ve bunun üzerine tapuya işlenen 16.07.2013 tarihli şerh yeni bir haciz değildir. 25.10.2010 tarihli ihtiyati haczin başından beri geçerli olduğunun teyididir.

Bu durumda şikayetçi …’in 22.07.2011 tarihinde gerçekleştirdiği satın almadan sonra konulmuş bir hacizden söz edilemeyeceğinden 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılması yönündeki talebin reddi gerekir. Her davada olduğu gibi tasarrufun iptali davalarında da hükmün sonuçları tarafları için sonuç doğuracağı kural olarak kabul edilir. Ancak tasarrufun iptali davaları için İİK 281/2 maddesindeki tedbir niteliğindeki ihtiyati haczin düzenlenmesi alacaklının dava sonunda iptale konu mal veya hak üzerinden alacağına kavuşmasını sağlamak, buna engel olacak işlemlerden alacaklıyı koruma amaçlı özel bir düzenlemedir. Davada ihtiyati haciz kararı verilmiş ise artık ihtiyati haciz konusu olan şey üzerindeki işlemlerden alacaklının olumsuz etkilenmemesi, davanın başındaki durumunun korunması gerekir. Aksinin kabulü tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz kararı verilmiş hâl ile davanın ihtiyati haciz kararı verilmeden sonlandırılması hâli arasında bir fark olmadığı anlamına gelir ki bu da İİK 281/2 maddesini işlevsiz kılar.

Dava ile konulan ihtiyati haciz baştan itibaren geçerli, 16.07.2013 tarihli şerh ise bu durumun teyidi olup, bir başka deyişle ihtiyati haciz borçlunun satın alınmasından sonra değil öncesinde var olduğundan kaldırılması talebinin reddine dair yerel mahkeme kararının onanması görüşündeyiz.

Sayın çoğunluğun bozma kararına bu nedenlerle katılamıyoruz.

HGK. 08.12.2020 T. E: 2017/12-273, K: 1009

Başa dön tuşu