2023 YılıHGKİhalenin FeshiTebligatVekaletname

Tebligat İade Edilmişse de Bu Dilekçe Asile Tebliğ Edilmediğinden Vekilin Görevi Devam Etmektedir.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU


Esas No        : 2022/12-652
Karar No       : 2023/643

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 16.02.2022
SAYISI                          : 2021/2328 E., 2022/218 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 08.11.2021 tarihli ve 2021/4315 Esas,
2021/9828 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki ihalenin feshi isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir.

Kararın borçlu asıl tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. TALEP

Şikâyetçi borçlu; Giresun İcra Müdürlüğünün 2018/6710 Esas sayılı dosyasında hakkında başlatılan icra takibinde haczedilen taşınmazın 25.10.2019 tarihinde yapılan satış sonucunda alacaklı vekiline ihale edildiğini ancak ihaleye hazırlık aşamasında takip ve tebliğ işlemlerinin kendisine yapılmasına rağmen satış ilanı tebliğinin dosyada vekâletnamesi bulunmayan takibe dayanak ilâmda vekil görünen eski vekiline yapıldığını, yine taşınmaz hissedarı borçlu Fatma Rana E. vekilinin vekillikten çekilme beyanının asile tebliğ edilmesine rağmen satış ilanının vekile tebliğ edildiğini, bir kısım taşınmaz hissedarlarına satış ilanı bila tebliğ iade edildiği hâlde tebliğ işlemi yapılmaksızın satışa devam edildiğini, belirtilen işlemlerin ihalenin feshini gerektirdiğini, satış kararı ve satış ilanının usulüne uygun ilan edilip açık arttırmanın elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlatılmadığı gibi satış ilanının tirajı 50.000’in üzerinde olan gazetede ve yasada öngörülen süre içerisinde yapılması gerektiği hâlde buna uyulmadığını, usulsüz işlemler nedeniyle yeterli alıcı çıkmadığından taşınmazın gerçek değerinin çok altında ihale edildiğini ileri sürerek satışa bağlı işlemlerin durdurulmasına, taşınmaza tedbir konulmasına, satış kararının iptali ile ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Alacaklı vekili; satış ilanının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 73 üncü maddesi uyarınca takibe dayanak ilâmda borçlunun vekili gözüken Av. M.Ç.’a tebliğ edildiğini, ilgili mevzuat hükümlerine göre vekile tebliğ yapılmasının zorunlu olduğunu, borçlunun diğer iddialarının da yerinde olmadığını, keza diğer kişilerle ilgili kamu düzenine ilişkin olmayan tebligat usulsüzlüğünü ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceğini, satış ilanının elektronik ortamda yapıldığını, ihalenin ilan edildiği Star Gazetesinin ilan tarihi olan 20.09.2019 tarihinde tirajının 100.000 civarında olduğunu, borçlunun asılsız şikâyeti nedeniyle taşınmazın tescil işlemi gerçekleşmediğinden müvekkilinin mağdur edildiğini savunarak, şikâyetin reddi ile kötüniyetli olarak ihalenin kesinleşmesini engellediğinden borçlu aleyhine ihlale bedelinin % 10 oranında para cezasında hükmedilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli ve 2019/271 Esas, 2020/258 Karar sayılı kararı ile; icra dosyasının incelendiğinde satış ilanının 20.09.2019 tarihinde borçlu Aysu D. vekiline tebliğ edildiği, vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğu, kıymet takdir raporunun borçlu Aysu D. vekiline tebliğ edildiği, süresi içerinde borçlu Aysu D. tarafından kıymet takdirine itiraz edildiği, dosyada borçlu Aysu D. vekilinin görevinin devam etmediğine dair bilgi ve belge olmadığı, somut olayda vekile yapılan tebligatın usulsüzlüğünün ileri sürülmediği, bu durumda satış ilanının tebligatında usulsüzlük bulunmadığı, satış ilanının 20.09.2019 tarihinde yurt genelinde satışı olan ve 50.000 tirajın üzerinde olan bir gazetede ilan edildiği, ayrıca satış ilanı tebligatının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkının, sadece kendisine usulüne uygun tebligat yapılmayan ilgilisine ait olduğu, bu durumda usulsüz tebligat kime yapılmışsa o kişinin başvuru hakkı olduğundan, şikâyetçinin diğer borçlu hakkındaki satış ilanı tebliğinin usulsüz olduğuna ilişkin iddialarının yerinde olmadığı, satış kararında ilanın satış şartları bölümünün (1) numaralı maddesinde elektronik ortamda yapılmasına ilişkin duyurunun olduğu, icra müdürlüğünce satıştan önce yapılan sorgulamada elektronik ortamda teklif veren olmadığına ilişkin sorgu yapıldığı, ihale tutanağında da elektronik ortamda teklif verilip verilmediğinin yazıldığı, elektronik ortamda taşınmazın satışa çıkarıldığı gerekçesiyle şikâyetin reddi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 134 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince ihaleye konu taşınmazın ihale bedelinin % 10’u oranında borçlunun para cezasına mahkum edilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu asıl istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 12.03.2021 tarihli ve 2021/255 Esas, 2021/401 Karar sayılı kararı ile; şikâyetçinin gerek şikâyet dilekçesinde, gerekse istinaf dilekçesinde; gazete ilanının usulüne uygun yapılmadığını, elektronik ilanın usulünce yapılmadığını, diğer borçluya ve diğer hissedarlara usulüne uygun tebligat yapılmadığını, vekili çekildiği hâlde satış ilanının vekiline yapıldığını ileri sürdüğü, dosya kapsamında gazete ilanında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, kanuni yükümlüklerin yerine getirildiği, satış ilanının elektronik ortamda ilan edildiği, elektronik ortamda katılımın açık olduğu ancak teklif verenin olmadığı belirtilerek ihaleye başlandığı anlaşıldığından bu istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, şikâyetçi sadece kendisi hakkındaki usulsüz tebligat iddialarını ileri sürebileceğinden, üçüncü kişilere yönelik usulsüz tebligat iddialarının dinlenmesi mümkün olmayıp, bu istinaf sebebinin de yerinde görülmediği, satış ilanının şikâyetçi borçlu adına Av. M.Ç.’a tebliğ edildiği, ilgili avukatın icra dosyasına sunduğu vekâletname bulunmadığı gibi kıymet takdirine itiraz davasında şikâyetçiyi temsil etmediği, dosya kapsamında şikâyetçi adına vekâleten yaptığı başka bir işlemin de olmadığı, öte yandan Av. M.Ç.’ın icra dosyasına 02.12.2016 tarihli yazı ile şikâyetçinin vekilliğini yapmadığını bildirdiği, ilgili yazının 09.12.2016 tarihinde UYAP sistemine kaydedildiği, bu hâliyle ilgili icra dosyasında Av. M.Ç.’ın temsil yetkisinin bulunmadığı, satış ilanının şikâyetçi borçlu asıl yerine temsil yetkisi olmayan vekile tebliğ edilmesinin usule aykırı olduğu, bu tespitler karşısında satış ilanının borçluya usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle şikâyetin kabulü ile 25.10.2019 tarihli ihalenin feshine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

“… Somut olayda; Av. M.Ç.’ın icraya konu Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/445 E, – 2010/118 K sayılı ilamında borçlu Aysu D.’in vekili olarak yer aldığı, icra dosyası kapsamından borçlunun vekille temsil edildiğinin anlaşıldığı, vekilin azledildiği veya çekildiğine ilişkin bir belgeye rastlanmadığı görülmüş olup, borçlunun icra takibinde vekil ile temsil edildiği tartışmasızdır.

Borçlu vekiline yapılan kıymet takdiri raporuna ilişkin tebligatın incelenmesinde; kıymet takdir raporunun 03.10.2018 tarihinde borçlu vekili Av. M.Ç.’a tebliğ edildiği, borçlu asil tarafından kıymet takdirine itiraz edildiği görülmüştür. Her ne kadar kıymet takdirine borçlu asil tarafından itiraz edilmiş ise de vekil ile takip edilen işlerde yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince vekile tebligat yapılması zorunludur.

Buna göre; borçlu vekiline yapılan satış ilanı tebliğine ilişkin tebligat parçasının incelenmesinde; vekile 20/09/2019 tarihinde usulüne uygun şekilde tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle ihalenin feshine karar verilmesi doğru olmayıp diğer istinaf nedenlerinin incelenmesi için kararın bozulması cihetine gidilmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında Av. M.Ç. icra dosyasına sunduğu 02.12.2016 tarihli dilekçenin vekillikten çekilme dilekçesi olduğu, çekilme dilekçesinin borçluya tebliğ edildiğine dair evrak bulunmamakta ise de çekilme dilekçesinden sonraki tebligatların borçlu asile (asıla) yapılmış olması, kıymet takdirine itiraz başvurusunun borçlu asil (asıl) tarafından yapılmış olması, vekil tarafından dosya kapsamında yapılmış herhangi bir işlemin bulunmaması ve borçlunun gerek aşamalardaki gerekse 16.02.2022 tarihli duruşmadaki beyanları karşısında vekâlet ilişkisinin icra dosyası bağlamında sona erdiğinin açık olduğu, 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesine göre vekilin istifasının mahkeme (kıyasen icra müdürlüğü) ve karşı taraf bakımından hüküm doğurmasının yazılı şekilde yapılmasına bağlı olduğu, çekilme dilekçesinin müvekkile tebliğ edilmesinin gerekmediği, müvekkile tebligat yapılmasının (6100 sayılı Kanun md. 82) avukat ile müvekkil arasındaki iç ilişkiye yönelik ve müvekkili koruma amacı taşımakta olup bu hususun müvekkil aleyhine değerlendirilmesinin düşünülemeyeceği, vekil ile müvekkil arasında somut dosyanın takip edilmemesi konusunda irade birliğinin bulunduğu, vekilin bu hususu yazılı olarak icra müdürlüğüne bildirmesinden sonra tebligatların borçluya yapıldığı, işlemlerin bizzat borçlu tarafından takip edildiği, borçluya vekille temsil edildiğinin dayatılmasının adil yargılanma (savunma) hakkını kısıtlama mahiyetinde olduğu, buna dayalı olarak satış ilanının vekile tebliğinin yeterli görülmesinin de müvekkile ait taşınmazın satılması sebebiyle hüküm altına alınan mülkiyet hakkının ihlali mahiyetinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Alacaklı vekili; icra emrinin borçlu vekili sıfatıyla Av. M.Ç.’a tebliğ edildiğini, satış ilanından önceki kıymet takdiri raporunun da aynı vekile tebliğ edildiğini, borçlunun kıymet takdirine süresi içerisinde itiraz ettiğini, dilekçesinde tebligatın usulsüz olduğuna, tebliğin çekilen vekiline değil kendisine yapılması gerektiğine dair itirazda bulunmadığını, satış ilanının da Av. M.Ç.’a usulüne uygun olarak 20.09.2019 tarihinde tebliğ edildiğini, ihalenin feshi talebine konu ihalenin 25.10.2019 tarihinde yapıldığını, ihaleyi kazanan müvekkilinin süresi içerisinde ihale bedelini yatırdığını, ihalenin feshinin de süresi içerisinde borçlu asıl tarafından 01.11.2019 tarihinde talep edildiğini, bir davada veya takipte vekillik görevinden çekilen vekilin çekilme prosedürü ve vekillik görevinin hangi koşullarda ne zaman sona ereceğinin 6100 sayılı Kanun’un 81 ve 82 nci maddelerinde düzenlendiğini, vekillikten çekilme dilekçesinin borçluya tebliğ edilmediğini, direnme kararının Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamasına aykırı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kıymet takdir raporunun ve satış ilanının icra takibine dayanak ilâmda borçlunun vekili olan Av. M.Ç.’a tebliğ edildiği, kıymet takdirine ise borçlu asıl tarafından itiraz edildiği somut olayda, dosya içeriğine göre borçlu ile vekili arasındaki vekâlet ilişkisinin sona erip ermediği, buradan varılacak sonuca göre satış ilanının vekile tebliğ edildiğinden bahisle ihalenin feshine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1.2004 sayılı Kanun’un 127 ve 134 üncü maddeleri.

2. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun) 11 inci maddesi.

3. 6100 sayılı Kanun’un 73 üncü maddesi ile 82 nci maddesinin birinci fıkrası.

2. Değerlendirme

1. 2004 sayılı Kanun’un 126 ve devamı maddeleri uyarınca haczedilen veya ipotekli taşınmazlar yalnız açık artırma yolu ile satılır. Satış talebi ile birlikte icra dairesince satışa hazırlık işlemleri yapılır. Satışa hazırlık işlemleri, arttırma şartnamesi düzenlenmesi, taşınmaz üzerindeki mükellefiyetler listesinin hazırlanması, satış ilanı ve satış ilanının bir suretinin borçlu, alacaklı ve tapu sicilinde kayıtlı bulunan ilgililere tebliğidir.

2. 2004 sayılı Kanun’un 127 nci maddesi uyarınca satış ilanının bir suretinin borçluya tebliğ edilmesi zorunludur. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Aynı Kanun’un 21 inci maddesinin birinci fıkrası ile 57 nci maddesinin birinci fıkrasına göre icra işlerinde tebligat 7201 sayılı Kanun ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik (Yönetmelik) hükümlerine göre yapılır.

3. Tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır.

4. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Hâl böyle olunca, Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Tebligat Kanunu ile Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Nitekim, Kanun’un ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır.

5. 7201 sayılı Kanun’un “Vekile ve kanuni mümesile tebligat” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı düzenlenmiş olup, aynı düzenlemeye Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde de yer verilmiştir.

6. Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Kanun’un 73 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar. Buna göre vekilin yetkisi hükmün icrası aşamasını da kapsamaktadır.

7. Diğer taraftan, bir kişinin genel vekiline yapılacak tebligat (eğer genel vekil icra takibine katılmamışsa) ancak genel vekilin kabulü hâlinde mümkündür. Çünkü, genel vekil, müvekkilini her davada ve icra işinde temsil etmek zorunda değildir. Buna karşılık, icra emri bakımından durum farklıdır. Çünkü, bir davayı takip etmiş olan vekilin yetkisi bu dava sonucunda verilen hükmün icrasını da kapsadığından (6100 sayılı Kanun md. 73) icra emrinin (2004 sayılı Kanun md. 24) davayı takip etmiş olan vekile tebliğ edilmesi gerekir (Ramazan Arslan vd., İcra ve İflâs Hukuku, 8. Baskı, Ankara, 2022, s.119).

8. Vekilin vekâlet görevinden her zaman tek taraflı olarak istifa etmesi (çekilmesi) mümkün olup; vekilin vekâletten istifa etmesi ile davadaki vekâlet (vekillik) görevi sona erer (1136 sayılı Kanun md. 41; 6100 sayılı Kanun md. 82). Ancak 1136 sayılı Kanun’un 41 inci maddesi ile paralellik arz eden 6100 sayılı Kanun’un 82 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince istifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. Bu madde ile vekilin istifasının müvekkiline tebliğ edildiği anda sonuç doğurmasının müvekkilin mağduriyetine sebep olabileceği düşüncesiyle vekil (avukat) ile müvekkil arasındaki iç ilişki düzenlenmiştir.

9. Vekilin müvekkili tarafından azledilmesi (vekillikten çıkarılması) hâlinde de davadaki vekâlet (vekillik) görevi sona erer (6100 sayılı Kanun md. 83). Vekilin azledilmesi iç ilişkide bu hususun vekile bildirildiği andan itibaren sonuç doğurmaktadır.

10. Bununla birlikte vekilin vekâlet görevinden istifa etmesi veya azledilmesi hâlinde vekil ile mahkeme ve karşı taraf arasındaki dış ilişki 6100 sayılı Kanun’un 77 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 81 inci maddelerinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 77 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince avukatın istifa etmesi veya azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Öte yandan, 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesi “Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur” hükmünü haizdir. Buna göre bir taraf vekilini azletmiş ve bunu vekiline bildirmiş veya bir tarafın vekili istifa etmiş ve bunu müvekkiline bildirmiş (ve hatta 6100 sayılı Kanun’un 82 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince iki haftalık süre geçmiş) olsa dahi azil veya istifa 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinde belirtilen şekilde mahkemeye ulaşıp karşı tarafa bildirilmedikçe mahkeme ve karşı taraf için hüküm ifade etmez. Vekilin azli veya istifası mahkemeye ulaşıncaya ve karşı tarafa bildirilinceye kadar mahkeme ve karşı taraf, azledilmiş veya istifa etmiş olan vekile karşı usul işlemlerini yapmaya devam eder; bu kapsamda vekil duruşmaya kabul edilir, tebligatlar da bu vekile yapılır.

11. Somut olayda, alacaklı tarafından 30.05.2011 tarihinde şikâyetçi borçlu ile Fatma Rana E. aleyhine avukatlık ücreti ve işlemiş faizin tahsili amacıyla ilâmlı icra takibi başlatılmış, 14.11.2016 tarihinde verilen ilk satış kararının borçlu vekili sıfatıyla 29.11.2016 tarihinde Av. M.Ç.’a tebliğ edilmesi üzerine Av. M.Ç. tarafından Antalya Nöbetçi İcra Müdürlüğüne verilen 02.12.2016 tarihli dilekçede, 29.11.2016 tarihinde tarafına satış ilanının tebliğ edildiğini, vekili bulunduğu Aysu D. vekilliğinin sona erdiğini, Aysu D.’i temsil yetkisinin bulunmadığını, Giresun 2. İcra Müdürlüğünün 2015/2780 Esas sayılı dosyasında da vekilliğinin bulunmadığını, bu nedenle tebligatı dilekçe ekinde iade ettiğini, tebligatın asıla yapılması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı vekilinin 18.05.2018 tarihinde kıymet takdirinin yapılmasından itibaren iki yıllık süre geçtiğinden yeniden kıymet takdiri yapılmasını talep etmesi üzerine Giresun 3. İcra Müdürlüğünün 2018/6710 Esas sayılı dosyasında kıymet takdiri yapılmış, kıymet takdiri raporu 03.10.2018 tarihinde, satış ilanı ise 20.09.2019 tarihinde borçlu vekili sıfatıyla Av. M.Ç.’a tebliğ edilmiştir. Borçlu asılın 08.10.2018 tarihli kıymet takdirine itiraz dilekçesinde, kıymet takdir raporunun vekile tebliğ edilmesine ilişkin bir beyanda bulunmadığı görülmüş, 25.10.2019 tarihinde yapılan açık artırmada taşınmaz alacaklı vekiline ihale edilmiştir.

12. Öncelikle belirtmek gerekir ki, yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere göre vekilin görevi hükmün icrası aşamasını da kapsadığı ve vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı dikkate alındığında kıymet takdir raporu ve satış ilanının ilâmlı icra takibine dayanak ilâmda borçlunun vekili olan Av. M.Ç.’a tebliğ edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gibi vekile yapılan tebligat da usule uygundur. Bununla birlikte, ilk satış karının kendisine tebliğ edilmesinden sonra Av. M.Ç. tarafından 02.12.2016 tarihli dilekçe ile borçlu vekilliğinin sona erdiğini belirtilerek tebligat iade edilmiş ise de, dosya içeriğinde bu dilekçenin asıla tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmamaktadır. Bu durumda Av M.Ç.’ın borçlu vekili olarak görevinin devam ettiği anlaşıldığından ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.

13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Av. M.Ç.’a ait vekâletnamenin dosya içerisinde bulunmadığı gibi adı geçen vekil tarafından icra takip dosyasında yapılan bir işleme de rastlanılmadığı, kıymet takdir raporu borçlu vekili sıfatıyla Av. M.Ç.’a tebliğ edilmiş ise de kıymet takdirine borçlu asıl tarafından itiraz edildiği, Av. M.Ç.’a ait çekilme dilekçesinin borçlu asıla tebliğ edilmesine gerek olmadığı, müvekkile tebligat yapılmasının avukat ile müvekkil arasındaki iç ilişkiye yönelik ve müvekkili koruma amacı taşıdığından bu hususun müvekkil aleyhine değerlendirilmeyeceği, bu durumda satış ilanının asıl yerine vekile tebliğ edilmesinin usulsüz olduğu ve ihalenin feshi gerektiği, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

14. Hâl böyle olunca önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun’un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

21.06.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

”K A R Ş I  O Y”

Şikâyetçi borçlu, hakkında başlatılan icra takibinde haczedilen taşınmazın 25.10.2019 tarihinde yapılan satış sonucunda alacaklı vekiline ihale edildiğini, ihaleye hazırlık aşamasında takip ve tebliğ işlemlerinin kendisine yapılmasına rağmen satış ilanı tebliğinin dosyada vekâletnamesi bulunmayan takibe dayanak ilâmda vekil görünen eski vekiline yapıldığını ve ihaleye ilişkin diğer bir kısım işlemlerin de usulsüz yapıldığını ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; kıymet takdir raporunun ve satış ilanının icra takibine dayanak ilâmda borçlunun vekili olan Av. M.Ç.’a tebliğ edildiği, kıymet takdirine ise borçlu asıl tarafından itiraz edildiği somut olayda, dosya içeriğine göre borçlu ile vekili arasındaki vekâlet ilişkisinin sona erip ermediği, buradan varılacak sonuca göre satış ilanının vekile tebliğ edildiğinden bahisle ihalenin feshine karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 126 ve devamı maddeleri uyarınca haczedilen veya ipotekli taşınmazlar yalnız açık artırma yolu ile satılır. Satış talebi ile birlikte icra dairesince satışa hazırlık işlemleri yapılır. Satışa hazırlık işlemleri, arttırma şartnamesi düzenlenmesi, taşınmaz üzerindeki mükellefiyetler listesinin hazırlanması, satış ilanı ve satış ilanının bir suretinin borçlu, alacaklı ve tapu sicilinde kayıtlı bulunan ilgililere tebliğidir.

2004 sayılı Kanun’un 127 nci maddesi uyarınca taşınmaz satış ilanının bir suretinin borçluya tebliğ edilmesi zorunludur. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Aynı Kanun’un 21 inci maddesinin birinci fıkrası ile 57 nci maddesinin birinci fıkrasına göre icra işlerinde tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik (Yönetmelik) hükümlerine göre yapılır.

7201 sayılı Kanun’un 11, Yönetmeliğin 18, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 41 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 73 üncü maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebliğin asıla (müvekkile) değil vekile yapılması gerekir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, taraflarca ileri sürülmese dahi resen nazara alınır.

7201 sayılı Kanun’un 11 inci maddesine göre tebligat yapılabilmesi, vekilin vekâletnamesinin bulunması şartına bağlıdır. Bu sebeple, vekâleti olmayan avukata yapılacak olan tebligatın geçersizliği sonucuna kolaylıkla varılır (Ejder Yılmaz, Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Ankara, 2013, s.204).

Önemle belirtmek gerekir ki genel bir vekâletname, vekile dava açma veya vekâlet verene karşı açılmış olan davada savunmada bulunma (kısaca dava takip etme) yetkisini vermez. Vekilin (vekâlet vereni adına) dava açabilmesi veya mahkemede savunmada bulunabilmesi için ya genel vekâletnamede özel bir dava takip etme yetkisi bulunmalı veya vekile ayrı bir dava vekâletnamesi verilmelidir (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. 1, Ankara 2020, s.351).

Vekile yapılan tebligatın geçerli olması için, onun vekil sıfatıyla icra takibine katılmış olması gerekir. Meselâ, vekilin alacaklı adına takip talebini imzalamış veya borçlu adına ödeme emrine itiraz etmiş olması hâllerinde, tebligat (alacaklı veya borçluya değil) vekile yapılır. Bir kişinin genel (umumî) vekiline yapılacak tebligat (eğer genel vekil icra takibine katılmamışsa) ancak genel vekilin kabulü halinde mümkündür. Çünkü, genel vekil vekâlet verenini her davada ve icra işinde temsil etme zorunda değildir. İcra emri (2004 sayılı Kanun md. 24 vd), borçluya tebliğ edilebileceği gibi, borçlunun (davalının) davayı takip etmiş olan vekiline de tebliğ edilebilir. Hatta, borçlunun mal beyanında bulunma zorunluluğu (2004 sayılı Kanun md. 74, 76) nedeniyle, icra emrinin borçlunun kendisine de tebliğ edilmesi gereklidir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İkinci Baskı, Ankara, 2013, s. 136).

Diğer taraftan vekilin vekâlet görevinden her zaman tek taraflı olarak istifa etmesi (çekilmesi) mümkün olup; vekilin vekâletten istifa etmesi ile davadaki vekâlet (vekillik) görevi sona erer (1136 sayılı Kanun md. 41; 6100 sayılı Kanun md. 82). Ancak 1136 sayılı Kanun’un 41 inci maddesi ile paralellik arz eden 6100 sayılı Kanun’un 82/1 maddesi gereğince istifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. Bu madde ile vekilin istifasının müvekkiline tebliğ edildiği anda sonuç doğurmasının müvekkilin mağduriyetine sebep olabileceği düşüncesiyle vekil (avukat) ile müvekkil arasındaki iç ilişki düzenlenmiştir.

Bununla birlikte vekilin vekâlet görevinden istifa etmesi veya azledilmesi hâlinde vekil ile mahkeme ve karşı taraf arasındaki dış ilişki 6100 sayılı Kanun’un 77/4 ve 81 inci maddelerinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 77/4 maddesi gereğince avukatın istifa etmesi veya azledilmesi nedeniyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Öte yandan, 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesi “Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur” hükmünü haizdir. Buna göre bir taraf vekilini azletmiş ve bunu vekiline bildirmiş veya bir tarafın vekili istifa etmiş ve bunu müvekkiline bildirmiş (ve hatta 6100 sayılı Kanun’un 82/1 maddesi gereğince iki haftalık süre geçmiş) olsa dahi azil veya istifa 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinde belirtilen şekilde mahkemeye ulaşıp karşı tarafa bildirilmedikçe mahkeme ve karşı taraf için hüküm ifade etmez. Vekilin azli veya istifası mahkemeye ulaşıncaya ve karşı tarafa bildirilinceye kadar mahkeme ve karşı taraf, azledilmiş veya istifa etmiş olan vekile karşı usul işlemlerini yapmaya devam eder; bu kapsamda vekil duruşmaya kabul edilir, tebligatlar da bu vekile yapılır.

Somut olayda, alacaklı tarafından 30.05.2011 tarihinde şikâyetçi borçlu ile Fatma Rana E. aleyhine avukatlık ücreti ve işlemiş faizin tahsili amacıyla ilâmlı icra takibi başlatılmış 14.11.2016 tarihli verilen ilk satış kararının borçlu vekili sıfatıyla 29.11.2016 tarihinde Av. M.Ç.’a tebliğ edilmesi üzerine Av. M.Ç. tarafından Antalya Nöbetçi İcra Müdürlüğüne verilen 02.12.2016 tarihli dilekçede, 29.11.2016 tarihinde tarafına satış ilanının tebliğ edildiğini, vekili bulunduğu Aysu D. vekilliğinin sona erdiğini, Aysu D.’i vekâlet yetkisinin bulunmadığını, Giresun 2. İcra Müdürlüğünün 2015/2780 Esas sayılı dosyasında da vekilliğinin bulunmadığını, bu nedenle tebligatı dilekçe ekinde iade ettiğini, tebligatın asıla yapılmasını belirtmiştir. Alacaklı vekilinin 18.05.2018 tarihinde kıymet takdirinin yapılmasından itibaren iki yıllık süre geçtiğinden yeniden kıymet takdiri yapılmasını talep etmesi üzerine Giresun 3. İcra Müdürlüğünün 2018/6710 Esas sayılı dosyasında kıymet takdiri yapılmış, kıymet takdiri raporu 03.10.2018 tarihinde, satış ilanı ise 20.09.2019 tarihinde borçlu vekili sıfatıyla Av. M.Ç.’a tebliğ edilmiştir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, borçlu vekili sıfatıyla kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğ edildiği Av. M.Ç. takibe dayanak ilâmda borçlunun vekili ise de, eldeki icra takip dosyası içeriğinde adı geçen avukatın vekâletnamesi bulunmamaktadır. Diğer taraftan, kıymet takdir raporunun Av. M.Ç.’a tebliğ edildiği, kıymet takdirine itiraz başvurusunun ise borçlu asıl tarafından yapıldığı, dosya kapsamına göre Av. M.Ç. tarafından borçlu adına yapılan bir işlemin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu aşamada Av. M.Ç. tarafından sunulan 02.12.2016 tarihli dilekçenin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda içeriğine yer verilen ve UYAP sistemi üzerinden icra müdürlüğüne gönderilen dilekçede avukat tarafından açıkça vekilliğinin sona erdiği belirtilmiştir. Her ne kadar bu dilekçenin borçluya tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmamakta ise de, 6100 sayılı Kanun’un 81 inci maddesine göre vekilin istifasının mahkeme (icra müdürlüğü) ve karşı taraf bakımından hüküm doğurması için yazılı şekilde yapılması yeterli olup, çekilme dilekçesinin müvekkiline tebliğ edilmesine gerek yoktur. Müvekkile tebligat yapılması avukat ile müvekkil arasındaki iç ilişkiye yönelik ve müvekkili koruma amacı taşımakta olup bu hususun müvekkil aleyhine değerlendirilmeyeceği açıktır.

Borçlu ile vekilin eldeki icra takip dosyasının vekil tarafından takip edilmemesi yönünde iradelerinin birleştiğinin anlaşılmasına göre 2004 sayılı Kanun’un 127 inci maddesi gereğince taşınmaz satışlarında borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğundan, satış ilanının asıl yerine vekile tebliğ edilmesi usulsüz olup, ihalenin feshini gerektirmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma düşüncesine katılamıyorum.

Birinci Başkanvekili
Adem Albayrak

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu