2024 YılıHGKİhalenin Feshi

Yargıtay Dairesinin iki zıt bozma kararı- Temyiz incelemesinin nerede yapılacağı (HMK m. 373/6)- İhale konusu taşınmaz hakkında açılan tapu iptali tescil davasının satıştan önce kesinleşmesi- Taşınmazın esaslı vasıflarındaki hata- İhalenin feshi isteminde süre-

Y 12. HD.’nin “ihalenin feshine karar verilemeyeceğine” dair “önceki” bozma kararının kesin nitelikte olduğu, Y 12. HD.’nin sonraki bozma kararının ise önceki kesin bozmayı ortadan kaldıracak nitelikte olduğu- Y 12. HD.’nin önceki kesin nitelikteki bozma kararına uyularak verilen BAM kararının, Y 12. HD.’nce önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde bozulması üzerine İDM’ce bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesinin Y HGK’nca yapılacağı- Şikâyetlerde temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasının mümkün olmadığı- HMK m. 373/6 uyarınca, Yargıtay Dairesinin iki zıt bozma kararından hangisinin uygun olduğuna ya da bunların dışında başka bir çözüm seçeneğinin bulunup bulunmadığına üçüncü defa Özel Dairenin değil de Y HGK’nun karar verebileceği, anılan 6. fıkranın da usulî müktesep hakkın istisnalarından olduğu- Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaza dair üçüncü kişi tarafından tapu iptali tescil davası açıldığı ve bu davada verilen kararın, satış kararı ve ihale tarihinden önce kesinleşmiş olduğunu, önceden tapuda ihtiyati tedbir şerhi verildiğini öğrenen ihlale alıcısının, taşınmazın esaslı vasıflarındaki bu hatayı, “..ihale bedelinin iadesi…” talepli icra müdürlüğüne sunduğu dilekçeyle öğrenmiş olduğu- İhalenin feshi istemi, ihale alıcısı üçüncü kişinin taşınmazın esaslı vasıflarındaki hatayı icra müdürlüğüne sunulan dilekçeyle öğrendiği tarihten yedi günlük şikâyet süresinden sonra yapıldığından, hak düşürücüden sonra yapılan ihalenin feshi isteminin re’sen süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği- “Haciz işleminin geçerli olduğu ancak, ihale alıcısının ihale tarihinde tapu iptali ve tescil kararı verildiğini bilmediğinden ihalenin feshi gerektiği” görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-

Taraflar arasındaki ihalenin feshi isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Kararın şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına uyularak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararın şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına uyularak şikâyetin kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. TALEP

Şikâyetçi ihale alıcısı vekili; İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2017/139 Esas sayılı dosyasında satışı yapılan İstanbul ili, Şişli ilçesi, Kaptanpaşa Mah., 10265 ada, 12 parselde bulunan 18 No.lu bağımsız bölümün 11.07.2017 tarihinde müvekkiline ihale edildiğini, müvekkilinin ihale bedelini yatırması ve ihalenin kesinleşmesi sonrasında 01.08.2017 tarihli tescil belgesine istinaden taşınmazın adına tescili için Şişli Tapu Müdürlüğüne müracaat ettiğini, müvekkilinin tapu müdürlüğüne müracaat ettikten sonra taşınmaz hakkında İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 2013/520 Esas, 2016/183 Karar sayılı kararıyla tapu iptali ve tescil kararı verilerek taşınmazın borçlu adına olan kaydının iptal edilmiş olduğunu öğrendiğini, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/520 Esas sayılı dosyasına yapılan müracaatlarla kararın tavzihiyle taşınmazın müvekkili adına tescilini sağlanmaya çalıştıklarını, ancak tescilin gerçekleştirilemediğini, ihale tarihi itibari ile ihale konusu taşınmazın borçlu adına olan kaydının iptaline karar verilmiş olduğundan ihalenin geçersiz olduğunu, taşınmazın müvekkili adına tescil edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Alacaklı vekili; tescilin yapılamamasının ihalenin feshi sebebi olmadığını, haciz tarihinde taşınmaz borçlu adına kayıtlı olup haciz işleminde usulsüzlük bulunmadığını, taşınmaz üzerinde “üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi” bakımından tedbir olduğunu ve bu tedbirin icrai satışa engel olmadığını, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tapu iptali ve tescil kararının kesinleşen ihalenin tesciline engel teşkil etmeyeceğini, tapu iptali ve tescil kararında hacizlerin kaldırılmasıyla ilgili bir hüküm olmadığından satışa ve tescile engel teşkil etmediğini belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.

2. Borçlu; usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli ve 2018/852 Esas, 2018/1352 Karar sayılı kararı ile; şikâyet konusu taşınmazın 11.07.2017 tarihinde açık arttırma yoluyla şikâyetçiye ihale edildiği, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 2013/520 Esas, 2016/183 Karar sayılı kararı ile satışa konu taşınmazın borçlu adına olan kaydının iptal edilerek üçüncü kişi … adına tesciline karar verildiği ve kararın 30.06.2016 tarihinde kesinleştiği, her ne kadar İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile satışı yapılan taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmiş ise de haciz 23.05.2016 tarihli olup bu tarihte taşınmazın borçlu şirket adına kayıtlı olduğu, bu durumda icra müdürlüğünce haciz işleminin yapıldığı tarihte borçlunun taşınmazın kayden maliki bulunması zorunlu ve yeterli olduğundan yapılan haciz işleminin geçerli olduğu, diğer taraftan İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin tapu iptali ve tescil kararında söz konusu haczin kaldırılması yönünde verilmiş bir karar da bulunmadığı, yine haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için üçüncü kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karar verilip kesinleşmesi hâlinde bu kararın haciz tarihindeki mülkiyet durumuna etkisi olmayacağı, tapudaki haczin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımaması hâlinde tescil kararı hacizden sonra verildiğinden haczin kaldırılması isteminin genel mahkemede tartışabileceği, Özel Dairenin 22.06.2016 tarihli ve 2016/4018 Esas, 2016/17517 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddi ile şikâyetçinin ihale bedelinin (310.100 TL) % 10’u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi ihale alıcısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 2019/288 Esas, 2019/1998 Karar sayılı kararı ile; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 134 üncü maddesinin yedinci fıkrasında satılan malın esaslı vasıflarında hatanın ihalenin feshi nedeni olarak düzenlendiği, alıcının hataya düşmesi artırma şartnamesi veya ilanının kanuna uygun yapılmaması veya artırmayı yapan memurun bir yolsuzluk yapması hâllerinde ortaya çıkacağı, başka bir anlatımla alıcının taşınmazın esaslı vasıflarında hataya düşmesi ya ihale öncesi işlemlerden ya da ihale sırasındaki kanuna aykırı davranışlardan kaynaklanabileceği, 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ilgililerin ihalenin yapıldığı ana kadar cereyan eden işlemlerdeki yolsuzlukları en geç ihale günü öğrendiğinin kabul edileceği, alıcı hataya düşürülmüş olduğunu ihale gününden sonra öğrenirse 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin yedinci fıkrasına göre ihalenin feshini isteme süresinin alıcının hataya düşürüldüğünü öğrendiği günden itibaren yedi gün olduğu ancak bu sürenin ihaleden itibaren bir seneyi geçemeyeceği, somut olayda 11.07.2017 tarihinde borçlunun malik olduğu taşınmazın ihalesinin yapıldığı ve 27.07.2017 tarihinde ihalenin kesinleşmesi üzerine müdürlükçe 02.08.2017 tarihinde tapu müdürlüğüne müzekkere yazılarak taşınmazın ihale alıcısı şikâyetçi adına tescilinin yapılmasının talep edildiği, tapu müdürlüğünün 01.08.2017 tarihli cevabında “taşınmaz kayıtlarında yapılan incelemede, İstanbul 21 Asliye Hukuk Mahkemesinin tapu iptal ve tescil davasında verilen 20.11.2013 tarihli ve 21303 yevmiye numaralı ve kesinleşmiş kararına dair şerh” bulunduğu belirtilerek tedbir şerhinin terkin edilip edilmeyeceğinin bildirilmesinin istendiği, ihale tarihinden önce İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli kararında dava konusu taşınmazda borçlu adına olan tapu kaydının iptali ile … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve bu kararın da 30.06.2016 tarihinde kesinleştiği, buna göre satışa çıkarılan taşınmaz satış kararı tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı olsa da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 716 ncı maddesi gereği hükümle taşınmazın yeni malike geçtiği, bu durumda dava konusu taşınmaz alacaklıya ihale edilmiş ise de ihale tarihinden önce bu taşınmazın anılan mahkeme kararı gereği el değiştirdiği, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın yeni malikin haberi olmadan ihaleye konu edilmesinin kamu düzenine aykırı olduğu, bu durum alıcı yönünden taşınmazın esaslı unsurlarında hata teşkil edeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulüyle ihalenin feshine karar verilmiştir.

V. BİRİNCİ BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2020/559 Esas, 2020/1181 Karar sayılı kararı ile; “…İİK’nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmemiştir. Sadece, BK’nun 226. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin bozulabileceğine değinilmiştir.
İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, dava açılan taşınmazın ihale tarihinden önce mahkeme kararı ile el değiştirdiği, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın, yeni malikin haberi olmadan ihaleye konu edildiği gerekçesi ile ihalenin feshine karar yer almadığından yerinde olmayıp yanılgılı değerlendirme ile ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

Öte yandan ihaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu 23.05.2016 tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Taşınmazın İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/520 esas,2016/183 karar sayılı ilamı gereğince, … adına tesciline karar verildiği anlaşılmış ve kararın hacizden sonra kesinleştiği tespit edilmiştir. Sonradan mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınması hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etkili değildir.

Şikayetçinin dayanak yaptığı İstanbul 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/520 esas, 2016/183 karar sayılı ilamında, sadece iptal ve tescil ile yetinilmiş, hacizlerin kaldırılması ile ilgili bir hükme yer verilmemiştir. İcra müdürü haciz işlemini yaparken bir başka anlatımla haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterlidir. Böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. (HGK.nun 13.6.2001 tarih, 2001/12-461 E. – 2001/516 K.).

Buna göre haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumu değişmez. Tescil kararı hacizden sonra kesinleştiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından, haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabilir ve bu karar sebebiyle ihalenin feshine karar verilemez.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçi ihale alıcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin İkinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 2020/838 Esas, 2020/1224 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak, bozma kararındaki gerekçeyle şikâyetçi ihale alıcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

VI. İKİNCİ BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ

A. İkinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi ihale alıcısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 08.10.2020 tarihli ve 2020/6120 Esas, 2020/8326 Karar sayılı kararı ile; “…Satılan malın esaslı vasıflarında hata, ihalenin feshi nedeni olarak İİK’nun 134. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenmiştir. Alıcının hataya düşmesi artırma şartnamesi veya ilanının kanuna uygun yapılmaması veya artırmayı yapan memurun bir yolsuzluk yapması hallerinde ortaya çıkar. Başka bir anlatımda alıcının taşınmazı esaslı vasıflarında hataya düşmesi ya ihale öncesi işlemlerden ya da ihale sırasındaki kanuna aykırı davranışlardan kaynaklanabilir. İİK’nun 134/2. fıkrasına göre ilgililerin ihalenin yapıldığı ana kadar cereyan eden işlemlerdeki yolsuzlukları en geç ihale günü öğrendiği kabul edilir. Alıcı hataya düşürülmüş olduğunu ihale gününden sonra öğrenirse İİK’nun 134/7. fıkrasına göre ihalenin feshini isteme süresi alıcının hataya düşürüldüğünü öğrendiği günden itibaren 7 gündür. Ancak bu süre ihaleden itibaren 1 seneyi geçemez.

Somut olayda, ihaleye konu taşınmazın, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26/04/2016 tarih ve 2013/520 E. – 2016/183 K. sayılı ilamı gereğince, taşınmazın borçlu adına olan tapu kaydının iptali ile dava dışı 3. kişi … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve tapu iptal tescil kararının ihale tarihinden önce 30/06/2016 tarihinde kesinleştiği, icra müdürlüğünce ihalenin kesinleşmesi üzerine tapu müdürlüğüne müzekkere yazılarak taşınmazın şikayetçi ihale alıcısı adına tescilinin yapılmasının talep edildiği, tapu müdürlüğünün 01/08/2017 tarihli cevabında; “taşınmaz kayıtlarında yapılan incelemede, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tapu iptal ve tescil davasında verilen 20/11/2013 tarih ve 21303 yevmiye numaralı ve kesinleşmiş kararına dair şerh” bulunduğu belirtilerek tedbir şerhinin terkin edilip edilmeyeceğinin bildirilmesinin istendiği, 04/08/2017 tarihli cevabında ise; “…taşınmazın tamamının … adına tapuya tesciline dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla tescil yazısı gereğince herhangi bir işlem yapılamamakta olduğunun” bildirildiği görülmektedir.

Buna göre; ihaleye konu taşınmazın mülkiyeti ihale tarihinden önce 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 716. maddesi gereği, hükümle, yeni malik 3. kişi …’e geçtiği halde, tescil için tapuya müzekkere gönderilmemesi suretiyle mülkiyet durumunun sicile yansıtılmadığı ve satış kararı tarihinde taşınmazın borçlu adına tapuda kayıtlı gözüktüğü gözetildiğinde, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın, ihale tarihinde bu durumu bilmeyen şikayetçiye, yeni malikin de haberi olmadan, ihale edilmiş olması karşısında, ihale alıcısı yönünden taşınmazın esaslı unsurlarında hata teşkil edeceği ve bu durumda 3. kişi ihale alıcısına genel mahkemede dava açması yönünde bir yükümlülük yüklenemeyeceği açıktır.

O halde mahkemece, taşınmazın ihale alıcısı adına tescilinin yapılamaması, şikayetçi ihale alıcısının taşınmazın esaslı vasıflarında hataya düşürülmesi niteliğinde olup, bu husus İİK’nun 134/7. maddesi uyarınca ihalenin feshi sebebi olduğundan ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.

Diğer taraftan, bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilmektedir.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararları).

Bu sayılanların dışında, ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6, b İstanbul 2001, s. 4738 vd).

Öte yandan, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder ( Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, 1. Baskı, 1976, s. 208).

Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta hata olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık hatalardır.

“Maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması da usulü müktesep hak teşkil etmez” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.03.1972 gün ve E:1968/1-277, K:176; 01.03.1995 gün ve E:1995/7-641, K:117; 23.01.2002 gün ve E:2001/1-1010, K:2002/1; 12.07.2006 gün ve E:2006/4-519, K:527; 04.11.2009 gün ve E:2009/13-370, K:2009/480 sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, Cilt 5, sayfa 4771 vd.).

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulu’nun 24/05/2017 tarih ve 2017/2-1607 Esas, 2017/968 Karar sayılı kararı).

Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; Dairemizin 11/02/2020 tarih ve 2020/559 E. – 2020/1181 K. sayılı ilâmı maddi hataya dayalı olup, Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulması, alacaklı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaz…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2021 tarihli ve 2021/8 Esas, 2021/278 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak, bozma kararındaki gerekçeyle şikâyetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmiştir.

VII. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Alacaklı vekili; ilk bozma kararına uyulmasıyla usuli kazanılmış hak oluştuğunu, maddi hatadan bahsedilebilecek bir durum bulunmadığını, taşınmazın ihale tarihinden önce mahkeme kararı ile el değiştirdiğini, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın yeni malikin haberi olmadan ihaleye konu edildiği hususunun fesih nedenleri arasında yer almadığını, taşınmazın asliye hukuk mahkemesi kararı ile üçüncü kişi adına tesciline karar verilmiş olmasının taşınmazın niteliklerinde esaslı hata olarak değerlendirilemeyeceğini, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararında sadece tapu iptal ve tescil ile yetinildiğini, hacizlerin kaldırılması ile ilgili bir hükme yer verilmediğini, asliye hukuk mahkemesince satışa engel bir tedbir kararı verilmediğini, icra müdürünün haciz işlemini yaparken taşınmazın borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olduğunu, tescil kararının da hacizden sonra kesinleştiğini, ihale tarihindeki mülkiyet durumunun değil haciz tarihindeki mülkiyet durumunun dikkate alınması gerektiğini, haciz tarihinden sonra ihalenin hazırlanması ve ihale günü alınması zaman dilimi içerisinde kötüniyetli kişiler tarafından tapu iptali ve tescil davası açılarak, somut olaydaki gibi karşılıklı bir protokolle mahkemeden tescil kararı alınması ve kesinleşmesinin sağlanabileceğini, bu hâliyle de ihale yapılmasının imkânsız hâle geleceğini ileri sürerk kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Özel Dairenin Üçüncü Kararı

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.11.2021 tarihli ve 2021/10345 Esas, 2021/10111 Karar sayılı kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu gerekçesiyle dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

D. Özü

İstemin özü; 23.05.2016 tarihli haciz tarihinde tapuda borçlu adına kayıtlı olan taşınmazın asliye hukuk mahkemesinin 26.04.2016 tarihli kararı ile tapu kaydının iptali ile üçüncü kişi adına tesciline karar verilmesi ve bu kararın 30.06.2016 tarihinde kesinleşmesi karşısında icra mahkemesince 11.07.2017 tarihli ihalenin feshine karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.

E. Ön sorun

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce üç husus ön sorun olarak ele alınmıştır.

1. Birinci ön sorun

1. Birinci ön sorun; mahkemenin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususudur.

2. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6460 sayılı Kanun) 1 inci maddesi ile eklenen altıncı fıkrası; “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” hükmünü içermektedir.

3. Belirtilen maddenin gerekçesi ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkeme kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği halde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” şeklindedir.

4. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.

5. Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli ve 2020/(15)6-461 Esas, 2022/1301 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2022/(23)6-686 Esas ve 2023/273 Karar ile 01.11.2023 tarihli ve 2021/1-912 Esas, 2023/1037 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.

6. Bu nedenle “nihai karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.

7. 2004 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.

8. Nihai kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez vd., Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, 2017, C. III, s.1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da (6100 sayılı Kanun md. 115/2), usule ilişkin nihai kararlardır. Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır.

10. Yukarıda da belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesine 6460 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle eklenen altıncı fıkra uyarınca davanın (istemin) esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için davanın (istemin) esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.

11. Öte yandan madde gerekçesinde “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozma” olduğu belirtilmiştir.

12. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin altıncı fıkrasının ruhuna aykırıdır.

13. Somut olayda ise; İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen birinci karar şikâyetçi ihale alıcısı vekilince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin birinci kararı ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulüyle ihalenin feshine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairenin birinci bozma kararı ile ihalenin feshine karar verilemeyeceğinden Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak, şikâyetçi ihale alıcısının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin verilen ikinci karar şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairenin ikinci bozma kararı ile ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesinin ikinci kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesinin birinci kararının bozulmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince ikinci bozma kararına uyularak şikâyetin kabulüyle ihalenin feshine karar verilmiştir.

14. Görüldüğü üzere Özel Dairenin önceki bozma kararında ihalenin feshine karar verilemeyeceği belirtilmiş olup kesin niteliktedir. Özel Dairenin sonraki bozma kararı ise önceki kesin bozmayı ortadan kaldıracak niteliktedir.

15. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesine 6460 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle eklenen altıncı fıkra uyarınca Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi yapılabilmesi için davanın (istemin) esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde aynı Yargıtay Dairesi tarafından yeniden bozulması durumunun bulunması gerekmekte olup, bozmaya uyularak verilen kararların aynı alt mahkeme tarafından verilmesi zorunlu değildir.

16. Hâl böyle olunca Özel Dairenin önceki kesin nitelikteki bozma kararına uyularak verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının Özel Dairece önceki bozmayı ortdan kaldıracak şekilde bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır.

17. O hâlde yukarıda içeriğine yer verilen hukukî olgular karşısında, İlk Derece Mahkemesince verilen son kararın temyizini inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilerek birinci ön sorun aşılmıştır.

2. İkinci Ön Sorun

1. İkinci ön sorun ise; alacaklı vekilinin temyiz isteminin duruşmalı incelenip incelenemeyeceği hususudur.

2. Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2022 tarihli ve 2019/8-99 Esas, 2022/872 Karar ile 05.07.2023 tarihli ve 2022/12-1036 Esas, 2023/714 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere inceleme konusu iş şikâyet niteliğinde olup bir dava değildir. Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması, 2004 sayılı Kanun’un 02.03.2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun ile değişik 366 ncı maddesi hükmü gereğince işin ivediliği ve niteliği nedeniyle mümkün bulunmadığından, alacaklı vekilinin duruşma talebinin reddine oy birliğiyle karar verilerek ikinci ön sorun aşılmıştır.

3. Üçüncü Ön sorun

1. Üçüncü ön sorun ise; mahkemece birinci bozma kararına uyulması ile alacaklı yararına usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı hususudur.

2. Bu aşamada “usulî kazanılmış hak” ile ilgili açıklama yapılmasında yarar vardır.

3. Usule ait kazanılmış hak müessesi, usul hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).

4. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.

a) Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.

b) Benzer şekilde, uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.

c) Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemez.

d) Ayrıca Yargıtay bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı, usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtayca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddî hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyla giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukukî değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukukî sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir.

5. Maddî hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olması hâlinde usulî kazanılmış hakkın bulunmadığından söz edilebilmesi için Yargıtay Dairesinin bozma kararında her türlü yorum, değer yargısı, hukukî değerlendirme veya delil takdirinin dışında hiçbir suretle başka biçimde yorumlanamayacak, tartışmasız ve açık bir maddî hata olması gerekir. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddî hata yapılması hâlinde, bu hata usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Yargıtay, maddî hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; maddî hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Mahkemece uyulan bozma kararının her türlü hukukî değerlendirme veya delil takdiri dışında maddî bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralı hukukî sonuç doğurmayacaktır.

6. Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesine 6460 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile eklenen altıncı fıkrası ile Yargıtay Dairesinin iki bozma kararı arasındaki çelişkinin giderilmesi için temyiz inceleme yetkisi Hukuk Genel Kuruluna verilmiştir. Böylelikle Yargıtay Dairesinin birbiriyle çelişen kararlarının Hukuk Genel Kurulunda incelenerek giderilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenleme birinci veya ikinci bozma kararı lehine bir doğruluk veya kesinlik karinesi ihdas etmemekte olup, düzenleme ile somut olay ekseninde iki zıt bozma kararından hangisinin uygun olduğuna yahut bunların dışında başka bir çözüm seçeneğinin bulunup bulunmadığına üçüncü defa Özel Daire değil de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karar verebilecektir. Bu düzenleme, üçüncü kararların türlerine bakılmaksızın temyizen incelenmesi yönünden direnme kararlarındaki rejimi bu kararlara da bir tür teşmil etmektedir. Bu itibarla 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin 6460 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile eklenen altıncı fıkrası da esasında usulî müktesep hakkın istisnalarından birini oluşturmaktadır.

7. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 25.11.2020 tarihli ve 2017/11-2474 Esas, 2020/944 Karar; 18.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-704 Esas, 2021/303 Karar; 08.04.2021 tarihli ve 2017/1-2620 Esas, 2021/445 Karar; 08.02.2022 tarihli ve 2021/(15)6-843 Esas, 2022/80 Karar; 08.06.2022 tarihli ve 2019/8-99 Esas, 2022/872 Karar ile 01.11.2023 tarihli ve 2021/1-912 Esas, 2023/1037 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.

8. O hâlde 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesine 6460 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile eklenen altıncı fıkrasının usulî kazanılmış hakkın istisnasını teşkil etmesi nedeniyle ilk bozma kararına uyulmakla alacaklı yararına usulî kazanılmış hak doğmadığına oy birliğiyle karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

VII. GEREKÇE

A. İlgili Hukuk

2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin yedinci fıkrası.

B. Değerlendirme

1. 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ihalenin feshini isteme süresi yedi gündür. Bu hükümde açıkça belirtildiği gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere ihalenin feshini isteme süresi yedi gündür. Bu yedi günlük ihalenin feshi (şikâyet) süresi, hak düşürücü niteliktedir. Bu nedenle, icra mahkemesi tarafından resen (kendiliğinden) nazara alınır. Kural olarak yedi günlük ihalenin feshi (şikâyet) süresi, ihale tarihinden itibaren işlemeye başlar. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. Bu hâllerde yedi günlük ihalenin feshi (şikâyet) süresi, ihale tarihinden itibaren değil öğrenme (ıttıla) tarihinden itibaren başlar (2004 sayılı Knun md. 134/7) (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.709-710).

2. 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca; kendisine satış ilânı tebliği gereken (2004 sayılı Kanun md. 127) bir ilgiliye satış ilânının tebliğ edilmemiş olması hâlinde ihalenin feshi süresi öğrenme (ıttıla) tarihinden itibaren işlemeye başlar. Satılan malın esaslı niteliklerindeki hatanın (yanılmanın) sonradan öğrenilmiş olması hâlinde yedi günlük ihalenin feshini isteme (şikâyet) süresi, hatanın (yanılmanın) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Artırmaya fesat karıştırıldığının sonradan öğrenilmesi hâlinde de yedi günlük ihalenin feshini isteme (şikâyet) süresi, artırmaya fesat karıştırılmış olduğunun öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

3. 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen bu üç istisnaî hâlde, yedi günlük ihalenin feshini isteme (şikâyet) süresi öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Ancak, ihale tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra artık ihalenin feshi istenemez. 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin iki ve yedinci fıkralarındaki yedi günlük ve bir yıllık süreler hak düşürücü nitelikte olup icra mahkemesi tarafından resen (kendiliğinden) nazara alınır (Kuru, s.710-711).

4. Alıcı malın önemli niteliklerinde hataya düşürüldüğü iddiasıyla ihale gününden itibaren yedi gün içinde ihalenin feshini isteyebilir (2004 sayılı Kanun md. 134/2). Ancak alıcı kendisine ihale edilen malın niteliklerinin artırmaya katılırken bildiği (şartnameden öğrendiği) niteliklerinden farklı olduğunu, bu konuda hataya düşürülmüş olduğunu ihale gününden sonra öğrenirse ihalenin feshini isteme süresi alıcının hataya düşürüldüğünü öğrendiği günden itibaren yedi gün olacaktır (Ramazan Arslan, İcra İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi, Ankara, 1984, s.175).

5. Somut olayda ise; İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2017/139 Esas sayılı dosyasında alacaklı vekili tarafından borçlu B. Y. ve Denizlilik San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine genel haciz yolu ile ilâmsız takip başlatılmış, ödeme emrinin borçlu şirkete tebliği üzerine alacaklı vekili 23.05.2016 tarihinde haciz talebinde bulunmuş, icra müdürlüğünce aynı tarihte talep gibi işlem yapılmasına karar verilmiş, tapuda borçlu B. Y. ve Denizlilik San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olan İstanbul ili, Şişli ilçesi, Kaptanpaşa Mah., 10265 ada, 12 parselde bulunan 18 No.lu bağımsız bölümün tapu kaydı üzerine 23.05.2016 tarihinde haciz şerhi işlenmiştir. Alacaklı vekilinin satış talebi üzerine icra müdürlüğünce 27.04.2017 tarihinde satış kararı verilmiştir.

6. İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 2013/520 Esas, 2017/183 Karar sayılı kararı ile İstanbul ili, Şişli ilçesi, Kaptanpaşa Mah., 10265 ada, 12 parselde bulunan 18 No.lu bağımsız bölümün B. Y. ve Denizlilik San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olan tapu kaydının iptali ile birleşen davanın davacısı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Karar 30.06.2016 tarihinde kesinleşmiştir.

7. Şikâyet konusu taşınmaz 11.07.2017 tarihinde şikâyetçi üçüncü kişiye ihale edilmiş ve ihalenin kesinleşmesi üzerine icra müdürlüğünce 01.08.2017 tarihinde tapu müdürlüğüne tescil yazısı yazılmıştır. Tapu müdürlüğünün 01.08.2017 tarihli yazısında taşınmazın tapu kaydında İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.11.2013 tarihli ve 2013/520 Esas sayılı yazısı gereğince 20.11.2013 tarihli üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir şerhinin işlendiği belirtilerek, ihtiyati tedbir şerhinin terkin edilip edilemeyeceğinin bildirilmesi istenmiştir. İcra müdürlüğünün 02.08.2017 tarihli cevap yazısında satışı yapılan taşınmazın kaydında bulunan İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin tedbir şerhinin kaldırılmış olduğu belirtilmiştir. Tapu müdürlüğünün 04.08.2017 tarihli yasızında İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 2013/520 Esas, 2017/183 Karar sayılı kararı ile İstanbul ili, Şişli ilçesi, Kaptanpaşa Mah., 10265 ada, 12 parselde bulunan 18 No.lu bağımsız bölümün davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve kararın 30.06.2016 tarihinde kesinleştiği, icra müdürlüğünün 01.08.2017 tarihli tescil yazısı gereğince bir işlem yapılamadığı, mahkemenin kesinleşen kararının ekte gönderildiği belirtilmiştir.

8. İhale alıcısı vekili 07.08.2017 tarihli dilekçesiyle icra müdürlüğüne başvurarak icra dosyasında yapılan satış işlemi neticesinde müvekkiline ihale edilmiş olan taşınmazın müvekkili adına tescili için tapu müdürlüğüne müracaat edildiğini ve taşınmazın İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/520 Esas, 2016/183 Karar sayılı kararı ile tapu iptali ve tescil kararı verilmiş olduğunun tespit edildiğini, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı nedeniyle taşınmazın satış tarihi itibari ile borçlu şirket adına kayıtlı olmadığını, yapılan ihalenin tamamı ile hatalı ve hükmen geçersiz bir ihale söz konusu olduğunu belirterek icra dosyasında tüm işlemlerin durdurulması sureti ile ihale bedelinin hiçbir şekilde alacaklı tarafa ödenmemesi ve taraflarına iadesini talep etmiştir. İhale alıcısı vekili bu dilekçeyle birlikte vekâletnamesini sunarak 07.08.2017 tarihinde vekâlet harcını yatırmıştır.

9. Şu hâle göre ihale alıcısı üçüncü kişi taşınmazın esaslı vasıflarındaki hatayı icra müdürlüğüne sunulan 07.08.2017 tarihli dilekçeyle öğrenmiş olup, 11.05.2018 tarihinde icra mahkemesine yapılan ihalenin feshi istemi, ihale alıcısının öğrenme tarihine göre 2004 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinin yedinci fıkrasında öngörülen yasal yedi günlük şikâyet süresinden sonradır. Bu süre, hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan mahkemece re’sen gözetilir. O hâlde İlk Derece Mahkemesince ihalenin feshi isteminin süre yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir.

10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; haciz işleminin geçerli olduğu ancak, ihale alıcısının ihale tarihinde tapu iptali ve tescil kararı verildiğini bilmediğinden ihalenin feshi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

11. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin altıncı fıkrası birinci veya ikinci bozma kararı lehine bir doğruluk veya kesinlik karinesi ihdas etmemekte olup, düzenleme ile somut olay ekseninde iki zıt bozma kararından hangisinin uygun olduğuna veya bunların dışında başka bir çözüm seçeneğinin bulunup bulunmadığına Hukuk Genel Kurulunca karar verilebilir.

12. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 2004 sayılı Kanun’un 5311 sayılı Kanun ile değişik 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddeleri uyarınca BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

24.01.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

HGK. 24.01.2024 T. E: 2022/12-331, K: 15

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu