2022HGKİflasMirasın Reddi

Hizmet tespiti istemi- Pasif husumet ehliyeti- Davalı murisin tek mirasçısının mirası reddetmesi- Mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesi-

Davalı işveren mirasçılarının mirası reddetmeleri halinde mirası reddeden mirasçılar yönünden tespit hükmü kurulup kurulamayacağına ilişkin uyuşmazlıkta,  en yakın mirasçılarının tamamı olduğu anlaşılan tek mirasçı tarafından reddolunan miras daha sonraki derece bulunan mirasçılara geçmeyeceğinden, taraf teşkilinin sağlanması amacıyla mahallin sulh hukuk mahkemesine durum bildirilerek iflas hükümlerine göre reddolunan mirasın tasfiyesinin sağlanması, davalı muris için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- “Yasal mirasçılardan birinin mirası reddi hâlinde reddeden mirasçının mirasbırakandan önce ölmüş gibi sayılarak onun payının miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi diğer hak sahiplerine geçeceği, bu nedenle mirası reddedenin eldeki davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu itibarla mirası reddedenin mirasçılarının davaya dâhil edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerektiği” ve “hizmet tespiti istemine ilişkin eldeki davada davanın niteliği itibariyle Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olmasının yeterli olduğu, zira bu davanın sadece Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı açılabileceği” görüşlerinin HGK çoğunluğunca benimsenmediği- 

1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik davalı muris T.V. mirasçısı A.D. ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekillerinin istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.2004 tarihinden itibaren davalı murisin yanında bakıcı ve refakatçi olarak çalışmaya başladığını, ücret verilmediği gibi primlerinin de yatırılmadığını, 08.10.2015 tarihinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek 01.07.2004-08.10.2015 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmasının kesintisiz çalıştığının tespitini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı muris T.V. mirasçısı A.D. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin mirası reddetmesi sebebiyle taraf sıfatının bulunmadığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

6. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davacının 15.09.2003 tarihinden itibaren sigorta kaydının bulunduğunu, davalı T.V. ve mirasçısı A.D. adına iş yeri kaydının bulunmadığını, hizmet döküm cetveline göre davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde çakışan şekilde muhtelif işyerlerinde bildirilen çalışmalarının olduğunu, davacı tarafından iddiasının yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

7. İzmir 1. İş Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 2015/524 E., 2017/331 K. sayılı kararı ile; 31.05.2008 tarihinden önceki çalışma iddiasının hak düşürücü süreye uğradığı, Kurum kayıtlarına göre davacının 01.04.2010-31.03.2010 (08.04.2010), 13.04.2010-30.11.2010 ve 09.03.2013-25.03.2013 tarihleri arasında dava dışı işyerlerinde çalışmalarının bulunduğu, dosya kapsamındaki deliller ve özellikle tanık beyanları dikkate alındığında davacının davalı muris T.V.’ye ait T… adresinde bulunan tescilsiz ev hizmetleri hasta bakımı olan işyerinde davalı muris T.V.’nin kalça kırıklığı nedeniyle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi görüp çıktığı 07.08.2009 tarihini takip eden 08.08.2009 tarihinden iş sözleşmesini feshettiği 08.10.2015 tarihine kadar çalıştığı, ancak aynı çalışma dönemine rastlayan dava dışı N. D. ve E…Et Ürün. Yem. Gıda Tur. San. Ltd. Şti. tarafından Kuruma bildirilen çalışmalarının dışlanması gerektiği, öte yandan davalı T.V.’nin yargılama sırasında 14.06.2016 tarihinde vefat etmesi üzerine tek mirasçısı olan oğlu A.D.’nun mirası kayıtsız şartsız reddettiği, Yargıtay içtihatları gereğince parasal konulara ilişkin inceleme içermediğinden mirasçıların mirası reddetmelerinin bu mirasçılar yönünden tespit hükmü kurulmasına engel teşkil etmeyeceği ancak bu hususun primlerin tahsili aşamasında Kurum tarafından gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı muris T.V. mirasçısı A.D.’na ait tescilsiz T… adresinde kurulu ev hizmetleri/hasta bakımı işyerinde 08.08.2009-08.10.2015 tarihleri arasında 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında asgari ücretle sürekli olarak 2222 gün çalıştığının; 8 günlük çalışmasının Necmettin Duran, 17 günlük çalışmasının ise E..Et Ürün. Yem. Gıda Tur. San. Ltd. Şti’ye ait iş yerinden olmak üzere 253 günlük çalışmasının Kurama bildirildiğinin; 1969 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

8. İzmir 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı muris T.V. mirasçısı A.D. ve fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarihli ve 2017/2478 E., 2019/89 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesi kararındaki gerekçeye benzer yönde tespit ve değerlendirmeler yapıldıktan sonra davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararı isabetli ise de mirası reddeden mirasçı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak düzeltilip esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

10. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 28.01.2020 tarihli ve 2019/2245 E., 2020/304 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacının 01/07/2004- 08/10/2015 tarihleri arasında davalı muris nezdinde çalışmış olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece hükümde yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı T.V.’ nin yargılama esnasında 14/06/2016 tarihinde vefat ettiği, davalı müteveffanın mirasçısı olan A.D.’nun İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/1002 Esas ve 2016/996 Karar sayılı ve 01/08/2016 tarihli kararı ile T.V.’ nin mirasını reddettiğine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, davalı işveren mirasçılarının mirası reddetmeleri halinde mirası reddeden mirasçılar yönünden tespit hükmü kurulup kurulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Mirasın reddi, Türk Medeni Kanunu’nun 605 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 605’nci maddesinde, yasal ve atanmış mirasçıların mirası reddedebilecekleri belirtilmiştir.

Mirasın reddi halinde, mirası reddedenler yönünden davaya devam edilemez. Bu halde mirası reddetmeyerek mirasçılığı devam edenlerin katılımı ile davaya devam edilir. Mirasçıların tamamının mirası reddetmeleri halinde Türk Medeni Kanunu’ nun 612 ve devamı maddeleri uyarınca mirasın tasfiyesi yoluna gidilerek, bir tasfiye memuru atanır ve ilgili memurun davaya dahil edilmesi suretiyle davaya devam edilir.

Türk Medeni Kanunu’ nun 612 ve devamı maddelerine göre en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, Sulh Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu taktirde ret, Sulh Hakimi tarafından sonra gelen mirasçılara bildirilir, bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, yine iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.

Yapılacak iş; davalı T.V.’ nin tek mirasçısı olup bu kişinin de mirası reddettiği sabit olduğundan, mahallin Sulh Hakimine durum bildirilerek mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesini sağlamak, anılan Mahkemece mirası reddedilen davalı T.V. için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci huzuru ile davaya devam edilerek sonucuna göre karar vermektir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmadan usulünce taraf teşkili sağlanmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde yukarıda açıklanan hususlarda dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı :

12. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 17.06.2020 tarihli ve 2020/643 E., 2020/880 K. sayılı kararı ile; aynı konuda Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ile 10. Hukuk Dairesinin içtihatları arasında farklılık bulunduğu belirtilip Anayasa Mahkemesinin 2017/29896 başvuru numaralı kararına bu yönden yer verildikten sonra alacak talebi ve alacaklı sıfatı bulunmayan davacının bozma kararında öngörülen davayı açma ve yürütme yetkisinin bulunmadığı gibi hâkimin re’sen iflas usulü ile tasfiye yoluna gitmesine ilişkin koşulların gerçekleştiğinden de söz edilemeyeceği, yargılama giderleri ve harç konusunda dâhi mirasçılar veya terekeye yönelik yükümlülük öngörülmeyen eldeki davada terekenin tasfiyesi yoluna gidilmesinin davaya katkı sağlamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı muris T.V.’nin tek mirasçısı A.D.’nun mirası reddettiği gözetildiğinde mahallin Sulh Hukuk Mahkemesine durum bildirilip mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesi sağlanarak mirası reddedilen davalı muris T.V. için atanacak ve yetkilendirilecek temsilci huzurunda yargılamaya devam edilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durulmalıdır.

16. Çekişmeli yargının konusu davalardır. Dava, bir başkası (davalı) tarafından subjektif hakkı ihlâl veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin (davacının), mahkemeden hukukî koruma (himaye) istemesidir. Mahkemeden hukukî koruma isteyen kimseye davacı denir.

17. Dava, davacının subjektif hakkını ihlâl eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kimseye karşı açılır; bu kimseye de davalı denir.

18. Bir subjektif hakkın mahkemeler vasıtasıyla ileri sürülmesi yetkisi ise dava hakkı olarak adlandırılmaktadır.

19. Gelinen bu noktada taraf, dava ve husumet ehliyeti kavramlarının açıklanması ve irdelenmesi gerekir.

20. Taraf ehliyeti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 50. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 8. maddesinde düzenlenen medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir.

21. Dava ehliyeti ise HMK’nın 51. maddesinde kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyeti olarak ifade edilmiştir. Dava ehliyeti, TMK’nın 9. maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukundaki görünümü olup buna göre medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişinin dava ehliyeti bulunmaktadır.

22. Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, bu kavram dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, “aktif husumeti”, davalı sıfatı ise “pasif husumeti” karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def’î değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece re’sen nazara alınmasıdır.

23. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da bir başka deyişle taraf sıfatı dava şartlarından değildir. Dava şartının özelliği tıpkı taraf sıfatı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır.

24. Öte yandan sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada işçinin bir takım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.

25. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” yönünde düzenleme bulunmaktadır.

26. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin uyuşmazlıklarda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.

27. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (5510 sayılı Kanun)’nun 86. maddesinin 9. fıkrasında “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmü ile çalışmaları Kuruma bildirilmeyen sigortalılara mahkeme kanalı ile hizmetlerini tespit ettirme imkânı tanınmıştır. Aynı yöndeki düzenleme mülga 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesinde de bulunmaktadır.

28. Hizmet tespiti davasının davalısı işverendir. Söz konusu davanın tespiti istenilen dönemdeki işveren aleyhine açılması gerekmekte olup kararı uygulayan Sosyal Güvenlik Kurumunun da davada davalı olarak yer alması gerektiği Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olmakla birlikte mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesine 6652 sayılı Kanun’un 64. maddesi ile son fıkra olarak eklenen hüküm ile hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda davanın Kuruma re’sen ihbar edileceği ve ihbar üzerine davaya davalı yanında fer’î müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurabileceği ve yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Aynı yöndeki düzenlemeye 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4. maddesinin 2. fıkrasında da yer verilmiştir. Bu itibarla hizmet tespit davalarının işverene karşı açılması, davanın Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar edilmesi yasal zorunluluktur.

29. İşverenin tanımı ise 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesinde (506 sayılı Kanun’un 4. maddesi) yapılmıştır. Buna göre, “4. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işverendir”.

30. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü bakımından mirasının reddi ve ilgili yasal düzenlemeler üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

31. Mirasın reddi, TMK’nın 605 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Kanun’un 605. maddesinde, yasal ve atanmış mirasçıların mirası reddedebilecekleri belirtilmiştir.

32. Yasal ve atanmış mirasçılar mirası, TMK’nın 606. maddesi gereğince üç aylık hak düşürücü süre içinde reddedebilirler. Bu süre yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten işlemeye başlar. Atanmış mirasçılar için ise süre, mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.

33. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Mirasçılardan biri tarafından ret” başlıklı 611. maddesi; “Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.

Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır.” şeklinde düzenlenmiştir.

34. Görüldüğü üzere kural olarak yasal mirasçılardan biri mirası reddederse reddeden mirasçı mirasbırakandan önce ölmüş gibi değerlendirme yapılır. Onun payı miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi diğer hak sahiplerine geçer.

35. Aynı Kanun’un “En yakın mirasçıların tamamı tarafından ret” başlıklı 612. maddesi ise;

“En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir.

Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.” şeklindedir.

 36. Bu yasal düzenlemeye göre en yakın mirasçılardan maksat mirasbırakanın ölümünde doğrudan doğruya mirasçılık sıfatını kazanan mirasçılardır. En yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras daha sonraki derecede bulunan mirasçılara geçmez. Başka bir ifadeyle en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras daha sonraki zümrede yer alan hısımlara geçmez. Mirasbırakanın en yakın mirasçısı sıfatını taşımayan kişilere miras intikal etmez.

37. Bu durumda mirasın en yakın mirasçıların tümü tarafından reddedilmiş olması ile mirasçılardan biri tarafından reddedilmesinin farklı sonuçları bulunmaktadır.

38. Mirasın Kanunda öngörülen koşullarının gerçekleşmesi üzerine mahkemece yapılan resmî tasfiye; Miras Hukukunda “kendiliğinden resmi tasfiye” ve “isteme bağlı resmi tasfiye” şeklinde düzenlenmiş olup mirasın en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunması kendiliğinden resmî tasfiye kapsamındadır.

39. O hâlde en yakın yasal mirasçıların mirası reddettikleri anlaşılıyorsa sulh hukuk hâkimi kendiliğinden resmî tasfiye yoluna gitmelidir. Başka bir deyişle en yakın mirasçıların mirası reddettiklerinin belirlenmesi durumunda miras sulh hukuk hâkimi tarafından herhangi bir başvuruya gerek bulunmadan iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.

40. Ayrıca en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilmeden mirasçılara intikal yapılamaz. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edildikten sonra arta kalan bir değer bulunuyorsa bu kısım mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceğinden miras daha sonraki derecede bulunan mirasçılara veya hazineye geçmez. Sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre gerçekleşen tasfiye sonucu arta kalan değerler mirası ret etmiş olan hak sahibi mirasçılara intikal ettirildiğinde mirasbırakandan alacağı bulunanlar alacağı nedeniyle mirasçılara yöneltilerek dava açabilir.

41. Öte yandan 10.08.2003 tarihli ve 25195 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasina İlişkin Tüzük’ün (Tüzük) 1. maddesine göre Türk Medeni Kanun’un velayet, vesayet ve miras hükümlerinin uygulanması bu Tüzük hükümlerine göre yapılır.

42. Anılan Tüzüğün “Resmi tasfiyenin kapsamı ve usul” başlıklı 46. maddesi;

“Resmi tasfiyede Türk Medeni Kanununun 634 ve 635 inci maddelerinin hükümleri uygulanır.

Resmi tasfiye, miras bırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının ifasını, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin olanağı ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde miras bırakanın haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve gerektiğinde mallarının paraya çevrilmesini kapsar.

Resmi tasfiyede defter tutma sonunda terekenin mevcudunun borçları karşılayacağı anlaşılırsa, miras bırakanın işyeri tasfiye, borçları ifa, alacakları tahsil edilir ve belirli mal bırakma konusundaki kazandırma, mevcuda göre yerine getirilir.

Tasfiye memuru, borçları ödemek için ihtiyaç duyduğu oranda malları paraya çevirir. Olanak bulunduğu taktirde, malların olduğu gibi kalmasını ve mirasçıların eline bu şekilde geçmesini sağlamaya çalışır.

Tasfiye için gerek duyulmayan mallar tasfiye tamamlanmadan da mirasçılara teslim edilebilir.”şeklinde olup söz konusu düzenlemede resmî tasfiyede TMK’nın 634 ve 635. maddelerinin uygulanacağı vurgulanmıştır.

43. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 634. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Resmî tasfiye, sulh mahkemesince veya atayacağı bir ya da birkaç tasfiye memuru tarafından yapılır.

Resmî tasfiyeye terekenin defterinin düzenlenmesiyle başlanır ve aynı zamanda yapılacak ilânla mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından, belirtilen süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri istenir.

Terekenin daha önce resmî defteri düzenlenmiş ise resmî tasfiye bu deftere göre yapılır.

Tasfiye memuru, göreviyle ilgili işlerini sulh mahkemesinin gözetim ve denetimi altında yürütür. Mirasçılar ve tereke alacaklıları, sulh mahkemesine, tasfiye memuru tarafından yapılan veya tasarlanan işlemlerden dolayı bunu öğrendikleri tarihten başlayarak yedi gün içinde yazılı olarak şikâyette bulunabilirler”.

44. Bununla birlikte TMK’nın “Olağan usul ile tasfiye” başlıklı 635. maddesi; “Resmî tasfiye, mirasbırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının yerine getirilmesini, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin olanağı ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde mirasbırakanın haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve mallarının paraya çevrilmesini kapsar.

Tasfiye memuru, tereke ile ilgili dava, takip ve idarî işlemler hakkında mirasçılara bilgi vermekle yükümlüdür.” şeklindedir.

45. Bundan başka Tüzüğün 53. maddesinde; “Resmi tasfiyede bu bölümde hüküm bulunmayan hallerde, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 211 inci ve devamı maddelerinde yer alan iflastan başka hallerde bir kollektif şirketin tasfiyesindeki tasfiye memurunun görev, yetki ve sorumlulukları ile tasfiyeye ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

46. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 272. maddesine (Mülga 6772 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 211. maddesi) göre kollektif şirketin tasfiyesi, iflas dışındaki sona erme hâllerinde tasfiye memurlarına aittir.

47. Yine TTK’nın 280. maddesine (Mülga 6772 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 219. maddesi) göre de “(1) Tasfiye hâlinde bulunan şirketi mahkemelerde ve dışarıda tasfiye memurları temsil eder.

(2) Tasfiye memurları şirket için yararlı gördükleri takdirde, olağan işlem ve işlerle sınırlı olmak koşuluyla, sulhe, feragata, kabule, tahkime ve özellikle hakem seçmeye de yetkilidirler; gereklilik hâlinde yeni işlemler de yapabilirler.

(3) Tasfiye hâlinde bulunan kollektif şirket adına düzenlenen bütün belgeler ve senetlerin “tasfiye hâlinde bulunan filan şirketin tasfiye memurları” ibaresi eklenerek tasfiye memurları tarafından imzalanması şarttır.

(4)Bir tasfiye memurunun görevini yaparken işlediği haksız fiillerden şirket de sorumludur”.

48. Somut olayda, davanın 12.11.2015 tarihinde açıldığı, yargılama devam ederken davalı T.V.’nin 14.06.2016 tarihinde vefat etmesi üzerine ilk derece mahkemesince tek mirasçısı A.D.’na davalı sıfatıyla dava dilekçesi ekli duruşma günü bildirir tebligat yapıldığı, davalı T.V. mirasçısı A.D. eldeki davada taraf sıfatının bulunmadığını savunduğu, davalı T.V.’nin tek mirasçısı olan A.D.’nun talebi üzerine İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 01.08.2016 tarihli ve 2006/1002 E., 2016/996 K. sayılı kararı ile T.V.’den intikal eden mirasın davacı A.D. tarafından kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespit ve tesciline karar verildiği, bu kararın 02.08.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

49. Bu durumda işverene karşı açılması ve sonuçlandırılması yasal zorunluluk olan hizmet tespitine ilişkin eldeki davada yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri kapsamında en yakın mirasçılarının tamamı olduğu anlaşılan tek mirasçı A.D. tarafından reddolunan T.V.’nin mirası daha sonraki derece bulunan mirasçılara geçmeyeceğinden taraf teşkilinin sağlanması amacıyla mahallin Sulh Hukuk Mahkemesine durum bildirilerek iflas hükümlerine göre reddolunan mirasın tasfiyesi sağlanmalı, davalı T.V. için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

50. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yasal mirasçılardan birinin mirası reddi hâlinde reddeden mirasçının mirasbırakandan önce ölmüş gibi sayılarak onun payının miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi diğer hak sahiplerine geçeceği, bu nedenle mirası reddeden A.D.’nun eldeki davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu itibarla mirası reddeden A.D.’nun mirasçılarının davaya dâhil edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerektiği, direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ile; hizmet tespiti istemine ilişkin eldeki davada davanın niteliği itibariyle Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olmasının yeterli olduğu, zira bu davanın sadece Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı açılabileceği, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

51. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

52. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 22.06.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

HGK. 22.06.2022 T. E: 2020/(21)10-604, K: 1020

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu